Çanakkale Geçilmez

Çanakkale savaşlarının en çetin çatışmalarının yaşandığı bir gündü. Düşman gemileri bütük karayı gün boyu topa tutmuştu. Düşmana karşı kahramanca mücadele veren askerlerimizin başına gökten ateşler yağmaktaydı. Yüz başı hilmi bey durmadan askerlerine moral vermeye çalışıyordu. O havada çarpışan mermi yağmurun arasında, bir o yana bir bu yana koşuyordu. Peşpeşe patlayan bombaların oluşturduğu yoğun dumanlar arasında bir ingiliz gemisi yavaş yavaş boğazdan geçmeye başlamıştı. Bir anda gemiden atılan bir bomba morto koyu sırtlarındaki topçu birliğimizin ortasına düşmüştü. Seyit ali dışındaki bütün askerler orada şehit olmuştu. Yüzbaşı hilmi bey bir yandan askerlerini kaybetmenin üzüntüsünü ve şaşkınlığını yaşıyordu. Bir yandanda boğazdaki kocaman geminin yol alışını seyrediyordu. Gözleri yaşardı ve büyük bir acıyla sarsıldı. Onun acısını ancak şu koca gövdeli gemiyi durdurmak dindirebilirdi.

Bataryada bir tek top sağlam kalabilmişti. Onu harekete geçirip düşman gemisini top atışı yapabilmek için en az 3 askere ihtiyaç verdi. Yüzbaşı hilmi bey Seyit aliye topun başında beklemesini söyleyip, iki asker daha bulmak için tepenin gerisine doğru koşmaya başladı. Seyit ali birden yerde duran ve ancak 3 kişinin taşıyabileceği 257 kiloluk gülleye doğru yürüdü. Gülleyi taşıyan vinç bozulduğu için bu büyüklükteki gülleri ancan askerler taşıyıp topun ağzına yerleştiriyordu. İngiliz gemisinin neredeyse boğazı geçmeyi başaracağını gören Seyit ali yüzbaşının dönüşünü beklemeden bir hamlede koca gülleyi sırtına aldı ve üç basamak yükseğe çıkarıp topun namlusuna sürdü. İngiliz gemisi Çanakkale’nin hırçın sularında büyük bir gösterişle ilerlemeye devam ediyordu. Seyit ali, topu geminin tam ortasına doğru nişanladı ve ateşledi. İlk gülleyi geminin hemen geminin ortasına düşürmüştür. Bu kez aynı ağırlıktaki ikinci gülleyide taşıyıp ateşlemişti. Fakat bu gülle boğazı geçen geminin değilde onun arkasındaki gemiye düşmüştü. Seyit ali sağa sola savrulmuş şehit arkadaşlarına baktı. “Bu güzel vatan uğruna bu kutsal topraklara düşmüş vatan evlatlarını huzurla uyumaları için düşmanı mutlaka durdumalıyız, diye düşündü.
Seyit Ali, aşağıda kalan son gülleye yönelerek bir hamlede gülleyi sırtladı, bu sefer belinde büyük bir acı duydu. Adeta kemikleri kırılmış gibi bir ağrı ile sarsıldı. Ama üç basamağı çıkarmayı başarıp son gülleyi de topun ağzına sürdü. Seyit Ali, kalan bu son güllenin düşman gemisine mutlaka isabet etmesi gerektiğini biliyordu. Çünkü başka çareleri kalmamıştı. Düşman gemisinin tam ortasına nişan alan Seyit Ali, bir anda topu ateşledi. Yorgunluktan, açlıktan ve üzüntüden bitkin düşmüş ve gözleri kararmaya başlamıştı. Bir süre güllenin düştüğü yere bakamadı. Ama geminin bacasından içeri giren güllenin gemiye ikiye ayırıp boğazın serin sularına gömdüğünü görmesi uzun sürmedi. İngiliz gemisinin yanarak barması, onun bütün acısını unutturmuştu. Seyit Ali, arkasına dönünce Yüzbaşı Hilmi Bey ve bir kaç askerin yere kapanarak hıçkıra hıçkıra ağladıklarını gördü. Bir gün sonra Cephe Komutanı Cevat Paşa, Seyit Ali’ye onbaşı rütbesini taktı. Paşa, Seyit Ali’ye bu kadar ağır bir gülleyi nasıl olup da tek başına kaldırabildiğini sordu. Seyit Ali, “Komutanım aynı ağırlığı şimdi kaldıramam, o zaman bambaşka bir kuvvet ve duygu ile başardım.” dedi. Cevat Paşa, düşmanın bu aziz toprakları çiğnemesine izin vermeyen bu kahraman askeri alnından öptü.

( IstanbulKoy.Com için hazırlanmıştır. )