Bilecik

Bilecik

Bilecik ili, Türkiye Cumhuriyetinin Marmara Bölgesinde yer alan bir ildir.

Şeyh Edebali’nin türbesi buradadır. Bilecik, Marmara Bölgesi’nin güney doğusunda yeralmaktadır. İlginç olarak Türkiye’de dört bölgede de toprakları olan tek şehirdir. Bilecik Marmara, Karadeniz, İçanadolu ve Ege Bölgelerinin kesiştiği noktadadır. Şehir en eski bilinen adları Agrilion ve Belekoma’dır. Bilecik, Osmanlı İmparatorluğu’ nun kurulduğu topraklardır. Sakarya nehrinin etrafında toprakları olan şehrimiz antik çağlardan dünümüze değin tarihin her döneminden izler almıştır. Zengin dereleri, gölleri, ormanları ve maden ocakları ile ayrı bir özellik taşır.

Bilecik ilçeler

Bozüyük, Gölpazarı, İnhisar,Osmaneli,Pazaryeri, Söğüt ve Yenipazar dır.

Bozüyük
Bozüyük Frigler döneminde oluşmuş bir yerleşim merkezidir. 1908’den sonra Ertuğrul Livası’na bağlanarak Kaza merkezi yapılmıştır. Bozüyük Bilecik’in il olması ile birlikte 1924 yılında ilçe statüsüne kavuşturulmuştur. Bozüyük ilçesi bir çok fabrikasıyla üretim merkezi durumundadır.

Gölpazarı

Bizanslılar döneminde Harmankaya Tekfurluğu’na bağlı olan Gölpazarı, Osman Gazi tarafından alınmıştır. Gölpazarı kuruluşundan itibaren sıra ile Resulşel, Dönen ve Akçaova (Akçaoba) adlarıyla anılmış, son olarak Gölpazarı adını almıştır. Gölpazarı civarında meyvecilik yaygındır.

İnhisar


İnhisar önceleri Söğüt’e bağlı bir bucak iken mütevazı nüfusuna rağmen coğrafi konumu dikkate alınarak 1991 yılında ilçe yapılmıştır.

Osmaneli

Osmaneli çok eski bir yerleşim yeridir; Trakyalılar, Romalılar ve Bizans’a ait kalıntılar bunu göstermektedir. İlçede her yıl karpuz festivali düzenlenmektedir.

Pazaryeri


Pazaryeri’nde ilk yerleşim 1273 yılında olmuştur. Pazaryeri’nde hediyelik ve turistik toprak ev eşyası ve ağaç eşya yapımcılığı da sürdürülmektedir.Ünü civar illere yayılmış olan pazaryeri bozası çok lezzetlidir. Ayrıca bira mayası üretimi için kullanılan şerbetçiotu bitkisinin Dünya’da en kaliteli yetiştirildiği bölge Pazaryeri’dir.

Söğüt


Söğüt, Ertuğrul Gazi tarafından bir kuşatma ve mücadele sonucunda 1232 yılında Bizanslılardan alınmıştır. Ertuğrul Gazi Türbesi’nin de içinde bulunduğu ilçe önemli bir turizm merkezidir.Her yıl Söğüt şenlikleri düzenlenmekte ve çok büyük katılım olmaktadır.

Yenipazar


Eski adı Kırka olan Yenipazar, Cumhuriyetten önce Bolu’nun Göynük ilçesine bağlıydı. 1926’da bucak olarak Gölpazarı’na bağlanmış, 1988’de de ilçe olmuştur.

Bilecik ve ilceleri

Bozüyük • Gölpazarı • İnhisar • Osmaneli • Pazaryeri • Soğüt • Yenipazar

Bölgelere göre İller


Ege Afyonkarahisar • Aydın • Denizli • İzmir • Kütahya • Manisa • Muğla • Uşak
Karadeniz Amasya • Ardahan • Artvin • Bartın • Bayburt • Bolu • Çorum • Düzce • Giresun • Gümüşhane • Karabük • Kastamonu • Ordu • Rize • Samsun • Sinop • Tokat • Trabzon • Zonguldak
İç Anadolu Aksaray • Ankara • Çankırı • Eskişehir • Karaman • Kayseri • Kırıkkale • Kırşehir • Konya • Nevşehir • Niğde • Sivas • Yozgat
Doğu Anadolu Ardahan • Erzurum • Kars • Ağrı • Bingöl • Bitlis • Elazığ • Erzincan • Iğdır • Malatya • Muş • Tunceli • Hakkâri • Van
Marmara Balıkesir • Bilecik • Bursa • Çanakkale • Edirne • İstanbul • Kırklareli • Kocaeli • Sakarya • Tekirdağ • Yalova
Akdeniz Adana • Antalya- Burdur • Hatay • Isparta • Kahramanmaraş- Kilis • Mersin • Osmaniye
Güneydoğu Anadolu Adıyaman • Batman • Diyarbakır • Gaziantep • Mardin • SiirtŞanlıurfa • Şırnak -


TARİHİ CAMİİLER

TARİHİ CAMİİLER

Müslümanların kutsal ibadet mekanıdır. Arapça’dan gelen bir sözcüktür. Cem’ (Toplanma, bir araya gelme) kökünden gelen cami “toplayan, bir araya getiren yer, toplanma yeri” demektir. Her kıtada ve ülkede değişik göz alıcı mimari tarzlar ve süslemelerle yapılır. Mescit (Mescid) sözcüğü ise yine Arapça’daki secd(e)’den türeyip secdeye varılan yer, ibadet yeri demektir. İspanya’da yaşayan İslam Uygarlığı Endülüsler’den miras kalan ve cami demek olan ‘mezquita’ sözüğünün ‘mescid’den geldiği çok açık olup, İngilizce’de de bundan dolayı camiye ‘mosque’ denmektedir. Zaman içinde bu dini mimarilerde küçüklere mescit, büyüklere cami denilmiştir. Büyük camilere selatin camileri denir. Üstü açık yerlere namazgah denilmiştir. Câmi Allah’ın 99 adından biridir.

Cami Mühendisliği

Camilerde kullanılan ana malzeme taş, tuğla, demir, ağaç, toprak, mozaik, kiremit, somaki, kum, kireç, alçı, horasan, kereste, çivi, pirinç, bakır, kurşun, çinko, mermer, cam, çini, altın, gümüştür. Topraktan yapılana kerpiç, taş-tuğla olana kargir, ağaçtan olana ahşap, yarı ahşap yarı kargir olana nimkargir denir. Kargir yapılarda yontma, kesme küfeki taşı kullanılmıştır. Yapı ustalarının her biri ayrı bölümlerde çalışır: Rençber, lağımcı, hamamcı, doğramacı, sıvacı, camcı, tüfenkçi, çilingir, hamal, katip, haseki, harbeci, mutemed, kapıcı, yeniçeri katibi, duvarcı, kemerci, kubbeci, minareci, neccar, dülger, çinici, nakkaş, oymacı, sütuncu, senktraş. Osmanlı’da ilk dönem camilerde tuğla kullanılmış, fetihten sonra kesmetaş yaygınlaşmış, tuğlalar kubbe, kemer ve hatıllarda yer almıştır.Bir cami inşaatı büyük bir camide şu seyri izlerdi: Mimarlar, caminin planını çizer, ölçüleri çıkarır ve çamur veya tahta bir maketini çıkarıp padişaha sunardı.Bu plana göre cami şu kısımlardan meydana geliyordu: Dış avlu (harim), duvarlar, iç avlu (harem), döşemeler, sahın (cami iç meydanı), kürsü, mihrap, minber, mahfiller, mükebbire, son cemaat yeri, kubbeler, kemerler, kasnak, minare, şadırvan, muvakkithane, imam ve müezzin odaları, musalla taşı, hela, kapılar ve pencereler, sütunlar, sofalar, ışıklandırma, şamdanlar, avizeler, kandiller, dolap ve çekmeceler, ayakkabılıklar, halılar, hat levhaları, saatler, bahçe ve ağaçlandırma, türbe, hazire.Binanın nerede yapılacağı, zemin ve çevreyle uyumuna dikkat edilirdi. Anıt eserlerin şehre yerleştirilmesi bir plana göreydi. Cephe, yer, simetriklik, vezin ve ritim hesaplanırdı. Cami avlularına yine en uyumlu şekilde ve mükemmel bir ahenkle ağaç dikilmesi ve çevrenin yeşillendirilmesi önemliydi. Yapı külliye ise, bütün cami, medrese, aşevi, mektep, çarşı planları çıkarılırdı. Mimarlar, ısı, ses ve ışık düzenini, havadarlık ve iç süslemeleri ayrıntılarıyla çıkarırdı. Temel atmaya çok önem verilir, uğurlu bir günde, eşref saatinde hafriyata başlanır ve temel atılırdı. Devlet yöneticileri hazır bulunur, temele altın atılırdı. Dualarla temel atılırken, mimara, bina eminine, bina kalfasına hilat giydirilir, kurbanlar kesilirdi. Temel çukuru açılıp, kazıklar çakılır, aralara kemer örülür, aralarda su biriktirilir ve köprülük od taşı döşenir. İşçiler paydosla evlerine gider, nöbetçiler kalır. İnşaatta hiç kimse zulümle çalıştırılmaz, herkese hakkı verilir. Yalnız, malzemeden çalanlar şiddetle cezalandırılır. Çiniler İznik ve Kütahya’dan, keresteler Karadeniz’den, mermer Marmara adasından, kesmetaşlar Bakırköy’den, çivi İzmit’ten gelir. Bütün malzemeler yerlidir.Taş taşımada, sütun kaldırma ve indirmede sırık hamalları kullanılır. Zemin sathının 4 arşın altından satha kadar köprülük od taşı döşendikten sonra, duvarların inşasına geçilir. Genellikle zeminle kubbe arası büyük camide en az 50 zira’dır. Kubbe, kemer, duvar bağlamalarında demir civatalar kullanılır. Sütunlar mermer olup dışardan getirilir. Duvar taşları, demir kenetlerle birbirine bağlıdır. Kenetler beş kileden birbuçuk okkaya kadar ağırlıktadır. Taşların arasına kalın demir çiviler, yani zıvana denilen çubuklar sokulur, kurşun dökülür. Sütun başlıklarının altında kurşun levha zıvanalarla raptedilir.

Binanın her yanı içten ve dıştan kereste iskelelerle kuşatılır. Cümle kapıları önündeki döşemeye aşınmayı önlemek için porfir taşı konulur. Direk, kemer, kazık, çerçeve işlerinde çıralı çam; kapı ve kanatlarda ceviz, şimşir, meşe, elma kerestesi kullanılır. Tuğlalar Fatih devrinde 4,5×28x28 ölçülerindeydi. Hatıl tuğlaları ise 3 cm’dir. Kiremitlerin boyu 18 parmak, ağırlığı 460 dirhemdir. Kum, kireç ve horasandan yapılan harç zenbille taşınır. Çinilerde alçı harcı, sıvalarda kıtıklı (keten elyafı) harç kullanılır. Neme müsait duvarlarda koyun yünü, yumurta akı katılır. Örümceklerin ağ kurmaması için devekuşu yumurtası harca katılır.

İnşaatta kullanılan ölçüler: Başparmak ucundan boğuma kadar olan ölçüye boğum; başparmağın yanlamasına kalınlığına parmak denirdi. 1 arşın 60 parmaktı. I. Ahmet zamanında 1 zira 24 parmak oldu, boğuma parmak denildi. 1 parmak 10 iplikti. Amme ziraı 100 eski parmak ve bu da 32 kerah idi

Larabanga Camii, dünyanın en eski camilerindendir.

Divriği Ulu Camii

Koca Yusuf

Koca Yusuf:

Ününü bütün dünyaya yayan büyük pehlivan. 1857 yılında Şumnunun Karalar köyünde doğdu. Ufacık bir çocukken köyde danalarla boğuşmaya başladı, sonra kispeti ayağına geçirip güreşmeye koyuldu. Ünü önce Deliormanı, sonra Kırkpınarı kapladı. Türk güreşinin gelmiş geçmiş en büyük pehlivanı olarak ortaya çıktı. Avrupa ve Amerikada yaptığı bütün güreşleri kazandı. 1898 yılında Amerikadan dönerken bindiği vapurun batması sonucu öldü. Mezarı dahi yoktur. Koca Yusuf yalnız Türk güreşinde değil, güreş dünyasında da büyük bir zirvedir. Er meydanları Koca Yusufu, güreş tarihimizin en büyük pehlivanlarından biri olan ve 26 yıl Kırkpınarın başpehlivanlığını elinden bırakmayan ünlü Kel Aliçonun karşısında tanıdı ilk kez. 27inci yılda da başpehlivanlığı rakipsiz alacağını umarak Kırkpınara gelen Kel Aliço burada “Başa güreşeceğim” diyen Deliormanlı Yusuf isminde körpe bir çocukla karşılaştı. Herkes er meydanlarının pek yaman kurdu Kel Aliçonun bu “tüysüz kızan”ı karşısına çıktığına pişman edeceğini umuyordu. Ancak Deliormanlı Yusuf, öylesine yaman bir güreş çıkarıyordu ki, buna Kel Aliço da şaşırmış ve güreş alemindeki meşhur gaddarlığını dahi ortaya koymaktan çekinmemişti. Ancak saatler uzayıp gittiği halde Aliço neticeyi lehine çeviriyordu. Üstelik ilerlemiş bir yaşta bulunan ünlü pehlivanda yorgunluk alametleri başgöstermeye başlamış ve durumu tehlikeye düşmüştü. 26 yılın başpehlivanı Aliçonun böyle bir pehlivana yenilerek güreş dünyasındaki tahtını kaybetmesine kimsenin içi razı gelmiyordu. Havanın kararmasını fırsat bilenler güreşi yarıda bıraktırmak istediğinde Aliçonun gür sesi er meydanını kapladı:A be burası Kırkpınardır… Er meydanıdır buncağaz. Burada yenişene kadar güreş tutulur. Zift fıçıları, çıralar ne güne duruyor? Tutuşturun oncağazları… Pişmiş güreş bırakılır mı hiç? Bu kızancağıza yenilmek kaderimde varsa bırakın yensin beni… Hem ben artık bu er meydanlarından çekileceğim. Aliçoyu yenmektalihini bir daha bu Yusufcağız nerede bulacak? Aliçonun bu sözleri Yusufu öylesine duygulandırmıştı ki, gözyaşlarını tutamadı ve büyük ustanın eline sarılıp öptükten sonra titrek bir sesle ona adeta yalvardı: Ustaların ustası, pehlivanların pehlivanı, koçyiğit ağam benim! Gel bırakalım şu güreşi. Sözlerinle yendin sen beni. Elimde ayağımda derman komadın. Bu söylediklerinden sonra ben seni tutamam gayri. İstersen sen tut beni, vur sırtımı yere.Aliço da meydanı çevreleyen kalabalığı teşkil edenler gibi çok duygulanmıştı. Nerede ise ağlayacaktı. Deliormanlı Yusufun alnına sıcak bir bûse kondurdu:  Bu meydan bundan sonra senindir artık. Senin gibi bir pehlivan ortaya çıktıktan sonra gözüm arkada kalmadan ayrılacağım buralardan. Ödül de, başpehlivanlık da senindir. İkisine de güle güle sahip ol. İkisi de sana helal olsun oğul, dedi.
Ve o günden sonra Türk güreşinde Koca Yusufun devri başladı. Er meydanlarında kasırgalar yaratıp rakip tanımayan bir kuvvet olarak ortaya çıkan ve yalnız cüssesinden ötürü değil, güreş değerinden ötürü de “Koca” sıfatını alan büyük Türk pehlivanı yenecek rakip bırakmadı. Bunu fırsat bilen açıkgöz organizatörler onu Avrupaya götürdüler.Avrupadan sonra Amerikada yaptığı güreşleri de kazanan ve dünyanın en ünlü pehlivanlarını sıraya dizen Koca Yusufa Amerikada milyoner bir kadın aşık olmuştu. Bu kuvvet ilahından çocuk sahibi olmak istiyordu. Yusuf bunu işittiği zaman, “Ben buraya damızlık gelmedim” diye kükredi. Avrupa ve Amerikadaki güreşlerinden 800 altın kazanmıştı Koca Yusuf. Bunları kemerine yerleştirip Fransız bandıralı La Buorgogne varupu ile yurda dönerken bindiği gemi Atlas Okyanusunda sis yüzünden İrlanda bandıralı Cromartyshre gemisiyle çarpıştı. 721 yolcunun bulunduğu La Buorgogne, kaşla göz arasında sulara gömülüvermişti.
Bu kez denizin içinde bir panik başlamıştı. Denize dökülenler, filikalara atlayıp canlarını kurtarmak istiyorlardı. Koca Yusuf da can havliyle bir filikanın kenarına yapışmıştı. Filikada bulunanlar onun heybetli vücudu ile sandalı devirmesinden korktular. Önce yüzüne, kafasına kürekle vurmayı denediler. Fakat dev yapılı adamın çelik pençeleri sanki filikaya kilitlenmişti. Yarılan kafasından ve suratından akan kanlar posbıyıklarının üzerine doğru iniyordu. Onun bu hali filikada bulunanlara daha büyük bir dehşet vermişti. İçlerinden canavar ruhlu bir tanesi filika içinde bulunan ve ipleri kesmek için kullanılan ufak bir baltayı kaptığı gibi o çelik pençelere vahşi bir ihtiras içinde rastgele indirmeye başladı. Bileklerinden kesilip kopan o çelik pençeler gevşedi ve Koca Yusufun o dev vücudu Atlantik Okyanusunun derinliklerine doğru gümülüp gitti.

Aman Dikkat! Microsoft Bile Bunlardan Korkuyor

Microsoft, zararlı program ve yazılımlara karşı kullanıcılarını uyardı… Microsoft, zararlı yazılımlar için ayrıntılı bilgiler için “Güvenlik Araştırması Raporu” nun 7. yazısını yayınladı.

Microsoft’un 7. Güvenlik Araştırması Raporuna bakılırsa, güvenlik konusunda zayıf kalmış olan yazılımlara dikkat çekerken, “Virüs” ve “Solucan” gibi zararlı olabilecek yazılımlarında artması sonucu kullanıcılarını uyarıyor. Bilgisayarlarda genellikle dosya paylaşımı ortak kullanılan Ağlar vb. yerlerden bulaşıyor bu virüsler. Sayısıda gün geçtikçe artıyor maalesef. Çoğu kurumun kullandığı “Server” gibi ortak kullanılan Ağlar virüslere çok açık. Böyle ‘lara bulaşan virüsler, Ağ’ın bağlı olduğu her Bilgisayar’a da bulaşarak, kurumlara büyük zararlar verebiliyor. Microsoft‘un 7. Güvenlik Araştırması Raporuna göre, Türkiye bu yılık ilk yarısında Virüs bulaşma riskinde en kötü performans sağlayan ülke. O kadar çok açık varki, Dünya’nın en çok virüse açık olan ülkesi olmuşuz. 1.2 milyar kullanıcıya ulaşmış olan Microsoft, sürekli kullanıcılarını bu Güvenlik açıklarına karşı uyarıyor. Windows‘a sürekli ek Güvenlik programları çıkartarak yardımcı olmaya çalışıyor. Bu konuda da gerek Türk kullanıcıları gerekse Dünya kullanıcıları 7. ciltini yazmış olduğu Güvenlik Araştırması Raporu ile uyarmaya çalışıyor. Microsoft işini yapıyor. Artık gerisi bize kalmış. Ücretsiz veya İnternet‘ten indirilen AntiVirüs programları ile Bilgisayar korumaya çalışanlar boşuna uğraşıyorlar. Orjinal sürüm olarak % 100 Güvenlik sağlamak varken boşa uğraşıyoruz. Hele kurumlar bundan çok kaçıyor. Şimdi herşey normal ama ilerde olabilecek büyük bir sorun çok büyük maddi sıkıntılara yol açabilir.