Trabzon

Trabzon, Karadeniz Bölgesi’nin Doğu Karadeniz bölümünde yer alan Trabzon ilinin merkezi olan bir şehirdir.

Karadeniz sahili ile Zigana Dağları arasında yer almakta olup yüzüölçümü açısından az bir alan kaplar.Batısında Giresun’a bağlı Eynesil ilçesi, güneyinde Gümüşhane’ye bağlı Torul ilçesi ve Bayburt, doğusunda da Rize’ye bağlı İkizdere ve Kalkandere ilçeleri, kuzeyi Karadeniz ile çevrili antik çağ’dan beri varlığı bilinen il ve il merkezinin adıdır. Şehrin merkez nüfusu 2009 yılına göre 980.523′tur.1935′te 30.000 olan nüfusu 1990′da 361.886′ya, 2000′de 663.949′a, 2007′de 740.569′e çıkmıştır.

Tarih

Antik çağ

Eusebius’a göre şehrin kuruluş tarihini MÖ 756 olmakla birlikte bu iddia Trabzon’u İstanbul, Roma hatta, genel kanıya göre Trabzon ve diğer Doğu Karadeniz kolonizasyonunu geçekleştiren Sinop’tan daha eski bir kent yapmaktadır. Bu durum gerçekse Sinoplular varolan bir kenti MÖ 630 tarihinden sonra yeniden kolonize etmiş olmalıdırlar. Anabasis’te geçen “Pontos Euksenios kıyısındaki bu şehir Sinope’nin Kolhis ülkesindeki kolonisidir”ifadesi daha sonra Arrian ve Peripleus tarafından da onaylanmıştır.Merkezinde Yunanlıların çevre köylerinde bugünkü LazlarınKolhislilerin ve Tsanlar’ın yaşadığı Trabzon, Antik çağ ve sonrasında Zigana geçidi üzerinden Ermenistan ve Euphrates civarında üretilen ticari malların takas edildiği ticaret merkezi ve dış ülkelere satıldığı bir ihraç limanı özelliğindeydi. Pontus İmparatoru Mithridates’in Roma İmparatorluğu ile giriştiği bir dizi savaşı kaybetmesinin ardından Anadolu topraklarının yanısıra Trabzon’da Roma hakimiyetine girmiştir. ataları olan

Roma ve Bizans

Pompey’e karşı mücadelesinde Mithridates’e destek vermeyen Trabzon Roma döneminde ödüllendirilmiş serbest şehir statüsü kazandırılmıştır.Bizzat kente gelen Arrian, Trapezus’un Roma döneminde güney Karadenizdeki en önemli liman kenti olduğunu belirtmiştir. Roma İmparatoru Hadrian döneminde restore edilen kente, Trajan döneminde Pontus Kapadokyası eyaletinin başkenti olmuş ve yeni bir liman inşa edilmiştir.Gallianus döneminde bir Germen kabilesi olan Gotlar tarafından yağmalanmış, Justinian döneminde tekarar onarılarak eski konumunu kaznamıştır. İstanbul’un Latinler tarafından işgali üzerine Komnenos ailesi,Trabzon’a sığınarak 1461 tarihine Osmanlı fethine dek sürecek bağımsız bir krallık (Trabzon İmparatorluğu) kuracaklar, kendilerini Roma İmparatoru ilan edeceklerdi

Trabzon İmparatorluğu

Komnenos hanedanından VII. Michael Latin işgali nedieniyle Trabzon’a gelerek teyzesi Gürcü kraliçesi Tamar’nın da desteğiyle kendini Roma İmparatoru ilan etmişse de Batı özellikle Vatikan Trabzon İmparatorunu küçümseyerek “Laz hükümdarı” olarak tanımlamıştır. Trabzon imparatorları başlangıçta diğer Bizans (Doğu Roma) imparatorları gibi çift başlı (aetos) figürünü sembol olarak kullanmışlarsa da Latin işgalinin sona ermesi ve Konstantinapolis’de yeniden yasal yönetimin iktidarı ele geçirmesiyle, bir çatışmaya sebebiyet vermemek için bugün Trabzon Ayasofya müzesinin giriş kapısının üzerinde rölyefi bulunan tek başlı kartal sembolü tercih etmişlerdir. Cenevizliler ile Venedikliler, Moğollar ile Osmanlılar hatta çeşitli Türkmen (Akkoyunlu kabile federasyonuna mensup) klanları ile denge politikası sürdürerek, varlığını sürdürebilen bu zengin liman kenti, İstanbul’un fethinden sekiz yıl sonra (1461) Fatih Sultan Mehmet tarafından Karadeniz’deki çeşitli beylikler, İtalyan kolonileri ve Kırım’la birlikte ele geçirilerek İpek yolunun stratejik anahtarının Osmanlı hakimiyetine girmesi sağlanmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu

1. Bayezid’in 1398 de Samsun yöresini almasından sonra Trabzon Komnenos Krallığı Osmanlı Devletine yıllık vergi ödemek zorunda bırakılmıştır. David Komnenos, iktidarı döneminde (1458-1461) vergi ödemeyi durdurarak, önceden ödediklerini de Akkoyunlu Devleti Sultanı Uzun Hasan aracılığıyla geri istemiş, Osmanlılara karşı Avrupa’daki büyük devletlere ittifak önerisinde bulunmuştur. Bunun üzerine Fatih Sultan Mehmet’in öncülüğündeki Osmanlı Kuvvetleri Bölgeyi kuşatarak, 1461 yılında Trabzon’u ele geçirmiş ve Komnenosların egemenliğine son vermiştir.

Trabzon, Osmanlı Döneminde önce eyalet ve sancak olarak şehzade ve mutasarrıflar tarafından idare edilmiştir. İlk sancak beyi Hızır Bey’dir. 1470 yılında sancak beyliği küçük yaşta Şehzade Abdullah’a verilmiş; Abdullah, annesi Şirin Hatunla birlikte 1479 yılına kadar Trabzon’da yaşamıştır. Yavuz Sultan Selim de şehzadeliği sırasında (1491-1512) Trabzon’da Sancak Beyi olarak bulunmuş, sonradan Kanuni ünvanı alacak olan oğlu Sultan Süleyman burada doğmuştur.

Trabzon 16. yüzyılda, merkezi Batum olan Lazistan Sancağı ile birleştirilerek eyalete dönüştürülmüş ve bu yeni idari birimin merkezi olmuştur. 1867 yılında Trabzon’da büyük bir yangın çıkmış, bir çok kamu binası da bu sırada yanmış ve kent daha sonra yeniden düzenlenmiştir. 1868 yılında vilayet olmuş, merkez sancağı dışında Lazistan, Gümüşhane, Canik Sancakları da buraya bağlanmıştır.

Birinci Dünya Savaşı sırasında, Ruslar Trabzon’a saldırır (14 Nisan 1916). Trabzonlulardan oluşan vurucu güçler (Milis), bu saldırı sırasında gerilla savaşı verirler. Bu sıralarda, cepheye gönderilmek üzere Hamidiye Zırhlısının desteğinde Trabzon Limanına gelen cephane Trabzonlu gençlerce büyük bir heyecan içinde boşaltılıp Maçka’ya taşınır.

Çaykara’da Sultan Murat Yaylasında (10 Haziran 1916), Of’ta Baltacı, Arsin’de Yanbolu Derelerinde Ruslara karşı başarılı savaşlar verilmiş, ancak o yıllardaki koşullar altında düşmanın Trabzon’a girmesine engel olunamaz ve Ruslar 14 Nisan l916 yılında Trabzon’a girer. Rusların Trabzon’da kaldığı bir yıl, on ay, on günlük süre içinde özellikle Rumlar ve Ermeniler, yerli halka büyük işkenceler yaparlar; sayısız insan öldürürler.

1917′de Rusya’da “Bolşevik Devrimi” olur, Çarlık Yönetimi yıkılır. Bunun üzerine Rus ordusunda büyük bir panik başlar. Bu Rusların Trabzon’dan çekilmesine de yol açar. Öte yandan, batıdan doğuya doğru kayan ve Karadağ’da toplanan Türk Çeteleri, Akçaabat’a inerek Yüzbaşı Kahraman Bey’in komutasında üç koldan Trabzon’a doğru yürürler ve 24 Şubat 1918 tarihinde Trabzon’a girer.

Türkiye Cumhuriyeti

Osmanlı imparatorluğunun yıkılmasından sonra Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları yeni Türk devleti olan Türkiye Cumhuriyetini kurmuşlar ve Trabzonda yeni ülkenin yeni idari yapısında altmışbir (61) nolu il olarak yerini almıştır.

İlin Cumhuriyet dönemindeki sınırları kültürel ve tarihsel bir düşünceyle değil tamamen idari yapı ve merkezlere uzaklıklar baz alınarak çizilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin 81 ilinden biri olan Trabzon, Doğu Karadeniz bölgesinde yer almakta ve 4.685 km2′lik yüzölçümüyle ülke topraklarının % 0,6’sını oluşturmaktadır.

Cumhuriyetin ilanından sonra Trabzonda çeşitli fabrikalar kurulmuştur.

Ulu Önder Atatürk, Cumhuriyet döneminde Trabzon’a üç kez gelir; 1924, 1930 ve 1937 yıllarında, ilk geldikleri 15 Eylül 1924 günü, Trabzonlularca “ATATÜRK GÜNÜ” olarak kabul edilir ve bu kendisine bir telle bildirilir

Toplum ve Kültür

Halk

Trabzon halkı adet , yaşam tarzı , gelenek ve görenek bakımından kendine ve yöreye özgü özellikler taşımaktadır. Trabzonda çok çeşitli türkmen boyları yaşamaktadır. Çepniler ise bölgede Şalpazarı ve Beşikdüzü ilçesinin Şalpazarına yakın köylerinde 29 kadar köyde yaşamakta olup en eski Türkmen geleneklerini hala sürdürmektedirler. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde; “Fâtih Sultan Mehmed Han Gazi toprağı mis kokulu ve mekanı cennet olsun hazretleri bu kaleyi feth ettiğinde dört tarafında bulunan bölgelerden çeşitli insanları sürerek Trabzon’a nakl ettirip iskân ettirdi. Öyle imar oldu ki sanki insan deryası oldu. Halkının çoğunluğu Lazlardan oluşan insanlar topluluğudur.” demektedir. Trabzon halkının fiziki özelliklerinden söz ederken de, “Beşinci iklimde bulunduğu için suyu ve havasının tatlılığından bütün halkı gezip eğlenmeye hevesli ve zevk ehli olup içmeye ve eğlenmeye düşkünlerdir. Gamsız ve aldırışsız zarif dostlar ve âşık kimseler olduklarından yüzlerinin renkleri kırmızımsıdır. Kadınlar kısmı Abaza, Gürcü ve Çerkes güzelleri olduklarından güzel erkek ve kız çocukları olur ki sanki her biri birer ay parçası ve güneş pençesidirler.” diye tarif etmektedir.

Giyim – kuşam

Osmanlı döneminde Samsun ile Batum arasında(sahil) geleneksel giyim (Laz kıyafeti olarak da bilinir) şöyledir:

  • Erkek: Başta iki ucu üzerinden sarık gibi dolanarak uzun kulaklı bir düğümle bağlanan ve kukula adı verilen siyah başlık. Üstte beyaz mintan ve üzerine siyah aba yelek. Altta bacak arası körüklü bacak kısmı dar zipka adı verilen siyah şalvar.
  • Kadın (köylü): İçte kamis adı verilen yakasız Trabzon bezinden gömlek, başta keşan peştemal, alltta etek veya üçetek elbise (zibun)bele bağlanan ve rengi yöreden yöreye değişen peştemal (fota. Üstte fermene veya kadife adı verilen yelek.
  • Kadın (şehirli, kasabalı): Başta tepelik, Tapla, Koursi, hotoz adı verilen gümüş ya da altın sırmalı yuvarlak tepelik. İçte kamis, üzerine zibun (üçetek) belde peştemal, lahor veya trablus.

Köylü ya da şehirli olsun Trabzon kadını (Rize ve Artvin sahilinde yaşayan Lazlar gibi) kesinlikle şalvar giymemektedir. Tek istisna Şalpazarı bölgesinde olup Çepni kadınları şalvar giymekte ve ucu püsküllü kırmızı ya da pembe belbağı takmaktadır.

Müzik ve Halk oyunları

Trabzon bölgesinin geleneksel çalgıları şimşir kaval, kemençe, davul -zurna ve yörede zimpona, dankiyo adlarıyla da bilinen tulumdur. Sayısız çeşidi olup kadın ve erkekler tarafından toplu oynanılan geleneksel dansların adı ise horondur. Ayrıca Türkmenler saz çalarlar ve saz eşliğinde çeşitli oyunlar oynarlar, bunlardankolbastı oyunu 1930 yılında Trabzon’un Faroz mahallesinde başlamıştır. Farozlu balıkçıların kendi aralarında oynadığı bir oyundur.

Tarihi-Turistik Yerler

Roma İmparatorluğu ve Osmanlı döneminde eyalet merkezi olmuş, Ortaçağ’da bir Rum imparatorluğuna başkentlik yapmış kent doğal güzelliklerinin yanısıra pek çok tarihi yapıyı barındırmaktadır. Bunların en önemlileri:

  • Manastırlar: Sümela Manastırı, Ayasofya müzesi,Kaymaklı Manastırı(Amenapırgiç Ermeni Kilisesi), Kızlar (Panagia Theoskepastos) Manastırı, Gregorios Peristera (Hızır İlyas)Manastırı, Kızlar (Panagia Kerameste) Manastırı, Vazelon Manastırı,
  • Hagaios Savas (Maşatlık) Kaya Kiliseleri,
  • Kiliseler ve Camiler: Hagia Anna (Küçük Ayvasil), Sotha (St. John)K, Hagios Theodoros, Hagios Konstantinos, Hagios Khristophoras, Hagios Kiryaki, Santa Maria, Hagios Mikhail, Panagia Tzita, Fatih (Panagia Khrysokephalos), Yeni Cuma (Hagios Eugenios), Nakip (Hagios Andreas Kilisesi), Hüsnü Köktuğ (Hagios Eleutherios), İskender Paşa Camii, Semerciler, Çarşı Camii, Gülbahar Hatun Camii, Trabzon valiliği ve Valievi.
  • Konaklar: [Atatürk Köşkü] Memiş Ağa Konağı (Sürmene), Çakıroğlu İsmail Ağa Konağı (Of), Çakıroğlu Hasan Ağa Konağı, Sarımollaoğlu
  • Topal Mustafa Evi (Araklı)
  • trabzon ilçeleri
  • Akçaabat • Araklı • Arsin • Beşikdüzü • Çarşıbaşı • Çaykara • Dernekpazarı • Düzköy • Hayrat • Köprübaşı • Maçka • Of • Şalpazarı • Sürmene • Tonya • Vakfıkebir • Yomra İlçe: Araklı
  • Araklı

Akçaabat, Trabzon

İl: Trabzon ● İlçe: Akçaabat
Beldeler: Adacık • Akçakale • Akçaköy • Akpınar • Darıca • Derecik • Doğanköy • Dörtyol • Işıklar • Kavaklı • Mersin • Söğütlü • Şinik • Yıldızlı
Köyler:Acısu • Ağaçlı • Akdamar • Akören • Alsancak • Ambarcık • Arpacılı • Aydınköy • Bozdoğan • Cevizli • Cevizlik • Çamlıca • Çamlıdere • Çınarlık • Çiçeklidüz • Çilekli • Çukurca • Demirci • Demirkapı • Demirtaş • Eskiköy • Fındıklı • Fıstıklı • Gümüşlü • Helvacı • Kaleönü • Karaçayır • Karpınar • Kemaliye • Kirazlık • Koçlu • Kuruçam • Maden • Meşeli • Meydankaya • Ortaalan • Ortaköy • Özakdamar • Özdemirci • Salacık • Sarıca • Sertkaya • Tatlısu • Tütüncüler • Uçarsu • Yeniköy • Yeşiltepe • Yeşilyurt • Zaferli

Arsin, Trabzon

İl: Trabzon ● İlçe: Arsin
Beldeler: Atayurt • Fındıklı • Yeşilyalı •
Köyler:
Başdurak • Çardaklı • Çiçekli • Çubuklu • Dilek • Elmaalan • Gölgelik • Güneyce • Harmanlı • Işıklı • İşhan • Karaca • Oğuz • Örnek • Özlü • Üçpınar • Yeniköy • Yeşilköy • Yolaç • Yolüstü

Beşikdüzü, Trabzon

İl: Trabzon ● İlçe: Beşikdüzü
Beldeler:Türkelli • Yeşilköy
Köyler:
Ağaçlı • Akkese • Aksaklı • Anbarlı • Ardıçatak • Bayırköy • Bozlu • Çakırlı • Çıtlaklı • Dağlıca • Denizli • Dolanlı • Duygulu • Gürgenli • Hünerli • Kalegüney • Korkuthan • Kutluca • Resullü • Sayvancık • Seyitahmet • Şahmelik • Takazlı • Yenicami • Zemberek

Çarşıbaşı, Trabzon

İl: Trabzon ● İlçe: Çarşıbaşı
Beldeler: YOK
Köyler:
Çallı • Erenköy • Fenerköy • Gülbahçe • Kadıköy • Kaleköy • Kavaklı • Kovanlı • Küçükköy • Pınarlı • Samsun • Serpilköy • Şahinli • Taşlıtepe • Veliköy • Yavuzköy • Yeniköy

Çaykar

İl: Trabzon ● İlçe: Çaykara
Beldeler: Ataköy • Karaçam • Taşkıran • Uzungöl
Köyler:
Akdoğan • Arpaözü • Aşağıkumlu • Baltacılı • Çambaşı • Çamlıbel • Çayıroba • Demirkapı • Demirli • Derindere • Eğridere • Kabataş • Kayran • Koldere • Köknar • Köseli • Maraşlı • Soğanlı • Şahinkaya • Şekersu • Taşlıgedik • Taşören • Ulucami • Uzuntarla • Yaylaönü • Yeşilalan • Yukarıkumlu

Of, Trabzon

İl: Trabzon ● İlçe: Of
Beldeler: Ballıca • Bölümlü • Cumapazarı • Eskipazar • Gürpınar • Kıyıcık • Uğurlu
Köyler:
Ağaçbaşı • Ağaçseven • Aşağıkışlacık • Barış • Başköy • Bayırca • Birlik • Çaltılı • Çataldere • Çatalsöğüt • Çukurova • Dağalan • Darılı • Dereköy • Doğançay • Dumlusu • Erenköy • Esenköy • Fındıkoba • Gökçeoba • Gümüşören • Güresen • İkidere • Karabudak • Kavakpınar • Kazançlı • Keler • Kıyıboyu • Kirazköy • Kireçli • Korkut • Korucuk • Kumludere • Kurtuluş • Meyvalı • Ovacık • Örtülü • Pınaraltı • Saraçlı • Sarayköy • Sarıbey • Sarıkaya • Sefaköy • Serince • Sıraağaç • Sivrice • Söğütlü • Sugeldi • Taşhan • Tavşanlı • Tekoba • Uluağaç • Yanıktaş • Yazlık • Yemisalan

Maçka, Trabzon


İl: Trabzon ● İlçe: Maçka
Beldeler: Atasu • Esiroğlu
Köyler:
Akarsu • Akmescit • Alaçam • Alataş • Altındere • Anayurt • Ardıçlıyayla • Armağan • Bağışlı • Bakımlı • Bakırcılar • Barışlı • Başar • Coşandere • Çamlıdüz • Çatak • Çayırlar • Çeşmeler • Çıralı • Dikkaya • Erginköy • Gayretli • Günay • Gürgenağaç • Güzelce • Güzelyayla • Hamsiköy • Hızarlı • Kapuköy • Kaynarca • Kırantaş • Kiremitli • Kozağaç • Köprüyanı • Kuşçu • Mataracı • Ocaklı • Oğulağaç • Ormaniçi • Ormanüstü • Ortaköy • Örnekalan • Sevinç • Sındıran • Sukenarı • Şimşirli • Temelli • Üçgedik • Yaylabaşı • Yazılıtaş • Yazlık • Yeniköy • Yerlice • Yeşilyurt • Yukarıköy • Yüzüncüyıl • Zaferli

Sürmene, Trabzon

İl: Trabzon ● İlçe: Sürmene
Beldeler: Çamburnu (Sargon) ● Ormanseven (Seveho) ● Oylum (Vunit) ● Yeniay (Mahno)
Köyler: Aksu(Aso)● Armutlu● Aşağıovalı (Vizara)● Birlik .Dirlik (Cida)●Çiftesu ● Çimenli ●Fındıcak●GültepeGücara)●Güneyköy●Kahraman(Glima)●Küçükdere(Gorgor)●Konak●Koyuncular (Vadon)●Karacakaya●Muratlı(Zavli) ● Ortaköy ●PetekliMagavla)●Üzümlü ●Yazıoba● Yeşilköy●Yukarıovalı (Vizara)● Yokuşbaşı
Mahalleler: Aşağıçavuşlu.Zeytinlik(Halanik) ●Zarha● Merkez ●Balıklı (Civra)●Yemişli, ( (



Koca Yusuf

Koca Yusuf:

Ününü bütün dünyaya yayan büyük pehlivan. 1857 yılında Şumnunun Karalar köyünde doğdu. Ufacık bir çocukken köyde danalarla boğuşmaya başladı, sonra kispeti ayağına geçirip güreşmeye koyuldu. Ünü önce Deliormanı, sonra Kırkpınarı kapladı. Türk güreşinin gelmiş geçmiş en büyük pehlivanı olarak ortaya çıktı. Avrupa ve Amerikada yaptığı bütün güreşleri kazandı. 1898 yılında Amerikadan dönerken bindiği vapurun batması sonucu öldü. Mezarı dahi yoktur. Koca Yusuf yalnız Türk güreşinde değil, güreş dünyasında da büyük bir zirvedir. Er meydanları Koca Yusufu, güreş tarihimizin en büyük pehlivanlarından biri olan ve 26 yıl Kırkpınarın başpehlivanlığını elinden bırakmayan ünlü Kel Aliçonun karşısında tanıdı ilk kez. 27inci yılda da başpehlivanlığı rakipsiz alacağını umarak Kırkpınara gelen Kel Aliço burada “Başa güreşeceğim” diyen Deliormanlı Yusuf isminde körpe bir çocukla karşılaştı. Herkes er meydanlarının pek yaman kurdu Kel Aliçonun bu “tüysüz kızan”ı karşısına çıktığına pişman edeceğini umuyordu. Ancak Deliormanlı Yusuf, öylesine yaman bir güreş çıkarıyordu ki, buna Kel Aliço da şaşırmış ve güreş alemindeki meşhur gaddarlığını dahi ortaya koymaktan çekinmemişti. Ancak saatler uzayıp gittiği halde Aliço neticeyi lehine çeviriyordu. Üstelik ilerlemiş bir yaşta bulunan ünlü pehlivanda yorgunluk alametleri başgöstermeye başlamış ve durumu tehlikeye düşmüştü. 26 yılın başpehlivanı Aliçonun böyle bir pehlivana yenilerek güreş dünyasındaki tahtını kaybetmesine kimsenin içi razı gelmiyordu. Havanın kararmasını fırsat bilenler güreşi yarıda bıraktırmak istediğinde Aliçonun gür sesi er meydanını kapladı:A be burası Kırkpınardır… Er meydanıdır buncağaz. Burada yenişene kadar güreş tutulur. Zift fıçıları, çıralar ne güne duruyor? Tutuşturun oncağazları… Pişmiş güreş bırakılır mı hiç? Bu kızancağıza yenilmek kaderimde varsa bırakın yensin beni… Hem ben artık bu er meydanlarından çekileceğim. Aliçoyu yenmektalihini bir daha bu Yusufcağız nerede bulacak? Aliçonun bu sözleri Yusufu öylesine duygulandırmıştı ki, gözyaşlarını tutamadı ve büyük ustanın eline sarılıp öptükten sonra titrek bir sesle ona adeta yalvardı: Ustaların ustası, pehlivanların pehlivanı, koçyiğit ağam benim! Gel bırakalım şu güreşi. Sözlerinle yendin sen beni. Elimde ayağımda derman komadın. Bu söylediklerinden sonra ben seni tutamam gayri. İstersen sen tut beni, vur sırtımı yere.Aliço da meydanı çevreleyen kalabalığı teşkil edenler gibi çok duygulanmıştı. Nerede ise ağlayacaktı. Deliormanlı Yusufun alnına sıcak bir bûse kondurdu:  Bu meydan bundan sonra senindir artık. Senin gibi bir pehlivan ortaya çıktıktan sonra gözüm arkada kalmadan ayrılacağım buralardan. Ödül de, başpehlivanlık da senindir. İkisine de güle güle sahip ol. İkisi de sana helal olsun oğul, dedi.
Ve o günden sonra Türk güreşinde Koca Yusufun devri başladı. Er meydanlarında kasırgalar yaratıp rakip tanımayan bir kuvvet olarak ortaya çıkan ve yalnız cüssesinden ötürü değil, güreş değerinden ötürü de “Koca” sıfatını alan büyük Türk pehlivanı yenecek rakip bırakmadı. Bunu fırsat bilen açıkgöz organizatörler onu Avrupaya götürdüler.Avrupadan sonra Amerikada yaptığı güreşleri de kazanan ve dünyanın en ünlü pehlivanlarını sıraya dizen Koca Yusufa Amerikada milyoner bir kadın aşık olmuştu. Bu kuvvet ilahından çocuk sahibi olmak istiyordu. Yusuf bunu işittiği zaman, “Ben buraya damızlık gelmedim” diye kükredi. Avrupa ve Amerikadaki güreşlerinden 800 altın kazanmıştı Koca Yusuf. Bunları kemerine yerleştirip Fransız bandıralı La Buorgogne varupu ile yurda dönerken bindiği gemi Atlas Okyanusunda sis yüzünden İrlanda bandıralı Cromartyshre gemisiyle çarpıştı. 721 yolcunun bulunduğu La Buorgogne, kaşla göz arasında sulara gömülüvermişti.
Bu kez denizin içinde bir panik başlamıştı. Denize dökülenler, filikalara atlayıp canlarını kurtarmak istiyorlardı. Koca Yusuf da can havliyle bir filikanın kenarına yapışmıştı. Filikada bulunanlar onun heybetli vücudu ile sandalı devirmesinden korktular. Önce yüzüne, kafasına kürekle vurmayı denediler. Fakat dev yapılı adamın çelik pençeleri sanki filikaya kilitlenmişti. Yarılan kafasından ve suratından akan kanlar posbıyıklarının üzerine doğru iniyordu. Onun bu hali filikada bulunanlara daha büyük bir dehşet vermişti. İçlerinden canavar ruhlu bir tanesi filika içinde bulunan ve ipleri kesmek için kullanılan ufak bir baltayı kaptığı gibi o çelik pençelere vahşi bir ihtiras içinde rastgele indirmeye başladı. Bileklerinden kesilip kopan o çelik pençeler gevşedi ve Koca Yusufun o dev vücudu Atlantik Okyanusunun derinliklerine doğru gümülüp gitti.

Mustafa Kemal Atatürk

Mustafa Kemal Atatürk

Mustafa Kemal Atatürk, Türk asker ve devlet adamı. Türk Kurtuluş Savaşı’nın önderi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanıdır. Birinci Dünya Savaşı sonrası Anadolu’da başlayan Ulusal Bağımsızlık Mücadelesi’nin askerî, fikrî ve siyasi önderliğini yapmış; modern Türkiye‘yi oluşturan devrim ve reformları gerçekleştirmiştir. Aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu siyasi örgütü ve dönemin iktidar partisi Cumhuriyet Halk Fırkası’nın (daha sonra Cumhuriyet Halk Partisi) kurucusu ve ilk genel başkanıdır.

Çocukluk ve gençlik, 1881-1904

Mustafa Kemal Atatürk, 1881 yılında Selanik, Koca Kasım Paşa Mahallesi, Islahhane Caddesi (Bugünkü Apostolu Pavlu Caddesi No: 75, Aya Dimitriya Mahallesi, Selanik, Yunanistan)’nde bugün müze olan 3 katlı ve 3 odalı ve pembe boyalı evde doğdu. Kökenleri konusunda Türkmen, Arnavut, Sabetaycı gibi iddialar bulunmaktadır. 1839′da Kocacık’ta doğduğu sanılan babası Ali Rıza Efendi aslen Manastır’a bağlı Debre-i Bâlâ (Yukarı Debre)’dandır. Milis subaylığı, evkaf kâtipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım’la evlendi. Bu çiftin Fatma (1872-1875), Ahmet (1874-1883), Ömer (1875-1883), Mustafa (Kemal Atatürk) (1881-1938), Makbule (Boysan, Atadan) (1885-1956) ve Naciye (1889-1901) adında altı çocukları oldu. Fatma dört, Ahmet dokuz, Ömer sekiz yaşlarında iken, o senelerde salgın olan kuşpalazı (difteri) hastalığından çocuk yaşlarında öldüler. En küçük kardeş Naciye, Mustafa Kemal’in Harp Okulu’nu bitirdiği sene, oniki yaşındayken verem hastalığına yakalanıp hayatını kaybetti. Makbule Hanım 1956 yılına kadar yaşadı.

Öğrenim çağına gelen Mustafa, annesinin isteğiyle Hafız Mehmet Efendi’nin mahalle mektebinde öğrenime başladı, daha sonra babasının isteğiyle Mektebi Şemsi İbtidai (Şemsi Efendi Mektebi)’ne geçti. Bu sırada babasını kaybetti (1888). Bir süre Rapla Çiftliği’nde Hüseyin dayısının yanında kaldıktan sonra Selânik’e dönüp okulunu bitirdi. Bu arada Zübeyde Hanım, Selanik’te gümrük memuru olan Ragıp Bey ile evlendi.

Şimdi müze olan Koca Kasım Paşa Mahallesi Islahhane Caddesi’ndeki ev 1870′de Rodoslu müderris Hacı Mehmed Vakfı tarafından yaptırılmış ve 1878′de yeni evlenen Ali Rıza Bey tarafından kiralanmıştır. Ancak o öldükten sonra Mustafa ve ailesi bu evden yanındaki 2 katlı, 3 odalı ve mutfaklı daha küçük eve taşınmışlardır.

Mustafa, Selânik Mülkiye Rüştiyesi’ne kaydoldu ve 1893 yılında Selânik Askerî Rüştiyesi’ne girdi. Bu okulda Matematik Öğretmeni Yüzbaşı Üsküplü Mustafa Sabri Bey anlamı mükemmellik, olgunluk olan “Kemal” adını verdi. Fransızca öğretmeni Yüzbaşı Nakiyüddin Bey (Yücekök), özgürlük düşüncesiyle genç Mustafa Kemal’in düşünce yapısını etkiledi. Mustafa Kemal Kuleli Askerî İdadisi’ne girmeyi düşündüyse de ona ağabeylik yapan Selânikli bir subay Hasan Bey’in tavsiyesine uyarak Manastır Askerî İdadisi’ne kaydoldu. 1896-1899 yıllarında okuduğu Manastır Askerî İdadisi’nde Tarih öğretmeni Kolağası Mehmet Tevfik Bey (Bilge), Mustafa Kemal Efendi’nin tarih’e olan merakını güçlendirdi. Bu tarihte başlayan 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı’na gönüllü olarak katılmak istediyse de hem İdadi öğrencisi olduğu için, hem de 16 yaşında olduğundan dolayı cepheye gidememiştir.Bu okulu ikincilikle bitirdi. 13 Mart 1899′da İstanbul’da Mekteb-i Harbiye-i Şahane (Harp Okulu)’na girdi. Birinci sınıfı 27. ikinci sınıfı 11. üçüncü sınıfı 1902′de Mülazım (Teğmen) rütbesiyle, 549 kişi arasından, piyade sınıf sekizincisi (1317 – P.8) olarak bitirdi. Akabinde Erkan-ı Harbiye Mektebi (Harp Akademisi)’ne devam etti ve 11 Ocak 1905′te Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle bitirdi.

Askerlik, 1905-1918

1905-1907 yılları arasında Şam’da Lütfi Müfit Bey (Özdeş) ile birlikte 5.Ordu emrinde görev yaptı. 1906 Ekim ayında Binbaşı Lütfi Bey, Dr. Mahmut Bey, Lüfti Müfit Bey ve askerî tabip Mustafa Bey (Cantekin) ile birlikte ‘Vatan ve Hürriyet’ adlı bir cemiyeti kurduktan sonra ordudan izinsiz Selânik’e gitti. Selânik Merkez Komutan Muavini Yüzbaşı Cemil Bey (Uybadın)’in yardımıyla karaya çıktı ve orda cemiyetinin şubesini açtı. Bir süre sonra arandığını öğrendi ve ona ağabeylik yapan Albay Hasan Bey, Yafa’ya dönüp oranın komutanı Ahmet Bey’e Mısır sınırında Bîrüssebi’ye gönderildiğini bildirmesini önerdi. Ahmet Bey de Mustafa Kemal Bey’i Bîrüssebi’ye tayin etti ve bir süre sonra topçu staj için tekrar Şam’a gönderildi. 20 Haziran 1907′de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu ve 13 Ekim 1907′de 3.Ordu’ya atandı. Ancak Selânik’e vardığında ‘Vatan ve Hürriyet’in şubesinin İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne ilhak edildiğini öğrendi. Bu yüzden kendisi de 1908 Şubat ayında İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne üye oldu (Üye numarası: 322). 22 Haziran 1908′de Rumeli Doğu Bölgesi Demiryolları Müfettişliğine atandı.

23 Temmuz 1908′de Meşrutiyet’in ilanından sonra sonbahar aylarında İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından, toplumsal ve siyasal sorunları ve güvenlik problemlerini incelemek üzere, bugünkü Libya’nın bir parçası olan Trablusgarp’a gönderildi. Burada 1908 Devriminin fikirlerini Libyalılara yaymaya ve buradaki nüfusun farklı kesimlerinden gelenleri Jön Türk politikasına kazanmaya çalıştı. Bu siyasi görevin yanı sıra bölge halkının güvenliği ile de ilgilendi. Kentin dışında yapılan bir savaş tatbikatında Bingazi garnizonuna önderlik ederek askerlere modern taktikler öğretti. Bu tatbikat süresince isyancı bir şeyhin evini sararak bölgede sistem karşıtı başka güçlü kişilere örnek olması amacıyla onu kontrol altına aldı. Ayrıca hem kentli, hem de kırsal bölge insanlarını korumak için bir yedek ordu planlamaya başladı.

13 Ocak 1909′da 3.Ordu’ya bağlı Selânik Redif Fırkası’nın Kurmay Başkanı oldu ve 13 Nisan 1909′da Meşrutiyete karşı başlayan 31 Mart Hadisesi’ni bastırmak üzere Selânik ve Edirne’den yola çıkarak Mirliva Mahmut Şevket Paşa komutasında 19 Nisan 1909′da İstanbul’a girecek olan Hareket Ordusu’na bağlı birinci kademe birliklerinin kurmay başkanı oldu. Daha sonra 3.Ordu Kurmaylık, 3.Ordu Subay Talimgâhı Komutanlık, 5.Kolordu Kurmaylık, 38.Piyade Alay Komutanlık görevlerinde bulundu.

Mustafa Kemal Bey, 12 – 18 Eylül 1910′da Fransa’da düzenlenen Picardie Manevraları’na gönderildi. Burada uçakların deneme uçuşuna davet edildiyse de yanındaki komutanının uyarısıyla uçağa binmedi. Bineceği uçak yere çakıldı ve uçağın içinde bulunanlar öldü. Bazı yazarlar, ömrü boyunca uçağa binmeyen Atatürk’ün bu davranışını, Picardie Manevraları’nda yaşadığı olayın ardından temkinli davranmasına bağlamışlardır.

Mustafa Kemal Bey, dönüşünün ardından 27 Eylül 1911′de İstanbul’da Genelkurmay Karargâhında görev aldı.

İtalyanların Trablusgarp’a saldırısıyla 29 Eylül 1911′de başlayan Trablusgarp Savaşı’nda, 27 Kasım 1911′de Binbaşı olan Mustafa Kemal Bey, Binbaşı Enver Bey, Fuat (Bulca), Nuri (Conker) ve Binbaşı Fethi (Okyar) gibi diğer İttihatçı subaylarla birlikte 18 Aralık 1911′de[kaynak belirtilmeli] hareket etti. Gizlice Mısır üzerinden Bingazi’ye giden grupta olan Mustafa Kemal, bu yolculuk sırasında hastalandı. 22 Aralık’ta Tobruk yakınında zafer kazandı. Derne’deki 16 – 17 Ocak 1912 taarruzunda gözünden yaralanıp bir ay hastanede tedavi gördü ve 6 Mart’ta Derne Komutanlığı’na getirildi. Aynı yılın eylülünde başlayan barış görüşmelerine rağmen çatışmalar sürerken, Karadağ’ın 8 Ekim’de Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmesi ve Balkan Savaşlarının başlaması nedeniyle barışa razı olunmasıyla Mustafa Kemal ve diğer subaylar İstanbul’a geri döndüler.

köy köyler köylü köylüm

BENİM KÖYÜM HRKES KÖYLÜ .Her insan köyden gelmiş dir bir baktıgımda herkes köyden gelmiş nerden şu köyden bu köyden diyorlar istanbula baktıgımda oto garlar insan kaynıyor istanbul dolmuş hangi köyden geldigi  beli degil istanbulun her yeri yolar cadeler mahaleler ilceler semtler dolmuş yerli insanı kalmamış insanların köyde geldigini biliyor her insanın güzel bir köyü var anıları resimi yaşantısı kuzusu koyunu inegi atı eşegi tavuk gazı buna benzer hayvanlar var dağlar taşlar horuzu kesin sevdiği bir hayvanı mesale keklik tavşan tilki kurt karinca cekirge kablumba  kelebek gibi böcek hayvan  köyde bunlar var benim kocum vardı kekligim vardı cok severdim birde köpek vadı bahcemize giderken küçük bir cay vardı su cok eglenirdik köyümüz cok güzeldi yazın güzel oluyor kışın kar yagardı karda oynardık kayardık kar topu oynardık buzda kayardık cok güzel di bizim köy yeşil suyu bol yaşanacak  oturacak yer köylü köyüm güzel

istanbul da trafik çilesi

BAYRAM. Günü ziyarete gitik ARNAVUT KÖY .Gitik HADIM KÖY HABİBLER KÖYÜ BOLUCA KÖYÜ .A KRABALARI GEZDİK .Dolaştık durduk .İSTANBULKÖYDE .Dolaşdık durduk ama trafik al us oldu insanlar bir oraya bir buraya arabanın burnunu olur olmaz sağa sola dolaşıp duruyor valahi insan çileden çıkıyor sonunda ğörmuş insanlar yada cok bilenler bayrammız zehir oluyor  SEFAKÖY ATAKÖY YEŞİLKÖY . Akrabaları gezdik güzel oldu gunde güzel hava çok çok güzeldi trafik olmasa istanbul güzel bir şehir insan gezmeyle doymuyur her tarafı köy istanbul da bir köy köylüler dolmuş KADIKÖY BAKALKÖY KARAKÖY BAKIRKÖY MEÇİDİYEKÖY HEP KÖY İSTANBULKÖY DE .bogazköprüler sahiler yalılar köşler tarihi yapılar çamiler insan donup kalıyor baka baka kaldık hele surlar bayramda güzeldi eski bayramlar insan özlüyor gün gitikce eski bayramlar aranıyor ben yine trafik takıldım biraz bir birimize yardımcı olalım  bir bayram da böyle gecti nice bayramlara