Sakarya Meydan Muharebesi
Oca 6th
Sakarya Meydan Muharebesi:
| Sakarya Meydan Muharebesi | |||||||
|---|---|---|---|---|---|---|---|
Sakarya Savaşı (Sergey Prisekin) |
|||||||
|
|||||||
| Taraflar | |||||||
| Kumandanlar | |||||||
| Güçler | |||||||
| 120.000 er, 3.780 subay, 57.000 tüfek, 2.768 makinalı tüfek, 386 top, 1.350 kılç, 3.800 hayvan, 600 adet 3 tonluk kamyon, 240 adet 1 tonluk kamyon, 18 uçak | 96.326 er, 5.401 subay, 54.572 tüfek, 825 makinalı tüfek, 196 top, 1.309 kılıç, 32.137 hayvan, 1.284 araba, 2 uçak | ||||||
| Kayıplar | |||||||
| 3.758 ölü, 18.955 yaralı, 354 kayıp | 5.713 ölü, 18.480 yaralı, 828 esir ve 14.268 kayıp | ||||||
|
Yunan – Batı Cephesi
|
|
|---|---|
| İzmir’in İşgali – Aydın Savunması – Gediz Muhabereleri – 1. İnönü – 2. İnönü – Kütahya-Eskişehir – Sakarya – Büyük Taaruz – İzmir’in Kurtuluşu |
Sakarya Meydan Muharebesi Kurtuluş Savaşı’ndaki Atatürk tarafından çok büyük ve kanlı savaş anlamına gelen Melhame-i Kübra ifadesi ile anılan muharebe.
Arkaplan
Sakarya Meydan Muharebesi, Anadolu Türk tarihinin en önemli savaşlarından biridir. Yunan General Trikopis tarafından Yunan ordularına Ankara’ya harekat emri verilmişti. Savaşı Yunan tarafı kazanırsa TBMM, Sevr Antlaşması kabul etmek durumunda kalacaktı. Öte yandan yirmi dört tümen Rus askeri Kafkaslarda bu savaşın sonucunu beklemekteydi. Savaşı Türklerin kaybetmesi halinde Sevr hızlı bir şekilde uygulamaya geçirilecekti.
Gelişimi
TBMM Ordusu, Kütahya-Eskişehir Muharebelerindeki hezimetinden sonra cephe kritik bir duruma düşmüştü. Cepheye gelerek durumu yerinde gören TBMM Reisi Mustafa Kemal Paşa ile İcra Vekilleri Heyeti Reisi Fevzi Paşa, Batı Cephesi birliklerinin Yunan ordusuyla arada büyük bir mesafe bırakılarak Sakarya Nehri’nin doğusu’na çekilmesine ve savunmayı bu hatta devam ettirmesine karar verdiler. TBMM, 3 Ağustos 1922‘de Genelkurmay Başkanı Mirliva İsmet Paşa‘yı azlederek, aynı zamanda Başvekil ve Milli Müdafaa Vekili de olan Fevzi Paşa’yı bu makama da atandı.22 Temmuz 1921′de Sakarya Nehri Doğusu’na çekilmeye başlayan TBMM ordusu, güneyden kuzeye 5′nci Süvari Kolordusu (Çal Dağı güneyinde), 12 nci, l nci, 2 nci, 3 ncü, 4 ncü Gruplar ve Mürettep Kolordu l nci hatta olacak şekilde tertiplendi.
14 Ağustos’ta ileri harekata geçen Yunan ordusu ise, 23 Ağustos’tan itibaren 3′ncü Kolordusu ile Sakarya Nehri doğusundaki TBMM Kuvvetlerini tespit, l’nci Kolordusu ile Haymana istikametinde, 2 nci Kolordusu ile Mangal Dağı güneydoğusunda kuşatıcı taarruza başladı. Fakat bu taarruzlarında başarısız oldular.
Kuşatma taarruzunda başarı sağlayamayan Yunan kuvvetleri, siklet merkezini ortaya kaydırarak savunma mevzilerini Haymana istikametinde yarmak istedi. 6 Eylül’e kadar süren yarma teşebbüsünde de başarılı olamayınca, bulunduğu hatlarda kalarak savunmaya karar verdi. Ancak TBMM ordusu’nun 10 Eylül’de başlattığı genel karşı taarruzla buna da mani olundu. Bu durumda Yunan ordusu için geri çekilmekten başka hal tarzı kalmıyordu. 13 Eylül’e kadar Sakarya Nehri’nin doğusunda tek Yunan askeri kalmadı. Sakarya’dan çekilen Yunan ordusu, Eskişehir-Afyon’un doğusu hattına kadar çekilerek, bu bölgede savunma için tertiplenmeye başladı.
Çekilen Yunan Ordusunu takip amacıyla harekata 13 Eylül 1921 itibariyle süvari tümenleri ve bazı piyade tümenleri ile devam edildi. Yine 13 Eylül 1921′ de Grup Komutanlıkları lağvedilerek Batı Cephesine Bağlı 1.,2.,3.,4.,5.Kolordular ve Kolordu Seviyesinde Kocaeli Grup Komutanlıkları kuruldu. Savaş, 22 gün ve gece sürmüş, 100 km uzunluğunda bir alanda cereyan etmiştir. Yunanlılar Ankara’nın 50 km kadar yakınından geri çekilmişlerdi
Muharebe sonrası
TBMM ordusu bu savaşta çok subay kaybetti. Ölü sayısı 5700, yaralı 17700, tutsak 415 idi. 9 Alay komutanı öldü. Yaralılar, Ankara’da hastaneler yetmeyince Çankırı’ya yaya olarak gönderildi. Yunan ordusunun kaybı daha da ağır idi. Subay ve er 15000 ölü verdiler. Yaralı sayısı 25000 kadardı. Yaklaşık olarak ordularının üçte birini kaybettiler.
Mustafa Kemal Atatürk ünlü “Hattı Müdafa yoktur, sathı müdafa vardır.Bu satıh bütün vatandır.” sözünü bu savaşa atfen TBMM’de söylemiştir.
Savaşın ardından Albay Fahrettin Altay, Albay Kazım Fikri Özalp, Albay Mehmet Selahattin Adil ve Albay Mehmet Rüştü Sakarya, Mirliva (Tuğgeneral)liğe terfi etmişlerdir. Mustafa Kemal’e ise TBMM tarafından mareşallik rütbesi ve gazi ünvanı verilmiştir.
Battal Gazi
Oca 3rd
Battal Gazi
Battal Gazi veya Seyyid Battal Gazi, 8. yüzyılda yaşadığı tahmin edilen ve hakkında çeşitli inanışlar bırakmış bir liderdir. Farklı kaynaklarda etnik kökeni, Arap olarak belirtilmiştir. Battal Gazi, Malatya’da doğmuştur. Doğduğu ve yaşadığı evin yeri halen mevcuttur. Yıkıntı halinde korunmaktadır. Uzun yıllar halka yemek dağıtılan hayrat yeri olarak kullanılmıştır. Evliya Çelebi seyehatnamesinde bahsedilmektedir.
Battal Gazi hakkında bugüne ulaşabilmiş kaynaklar sadece mesnevi tarzı yazılmış, birbirini hem destekleyen hem de çelişen olgular içeren destanlar ve halkın hafızasında kalmış olan bilgilerdir.
Battal Gazi Destanı’nda ve halk hikâyelerinde, Emeviler zamanında Arap ordusuyla birlikte İstanbul’u kuşattığı anlatılmaktadır. Kuşatma hem denizden hem karadan yapılmış, fakat başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Destanda Battal’ın düşmanı, Arap komutanına oyun oynayıp kuşatma başladığında İstanbul’a geçerek imparatorluğunu ilan eden İmparator Leon’dur. Arap tarihinde II. İstanbul kuşatmasının tarihi 717-718 olarak belirtilmektedir. Bizans tarihindeki veriler de bu tarihi doğrular niteliktedir. Ayrıca Bizans tarihinde İmparator III. Leon’un tahta çıkma tarihi 717 olarak belirtilmiştir, bundan dolayı destandaki Leon’un İmparator III. Leon olma olasılığı üzerinde durulmaktadır. Destanda Battal Gazi’nin kuşatma sırasında yirmili yaşlarında olduğu söylendiği için, Battal Gazi’nin doğum yılının 690-695 civarı olmasının olası olduğu düşünülmektedir. Battal Gazi’nin ölüm yılının 740 olduğunda tarihçiler mütabakata varmışlardır.
740 yılında Eskişehir’in Seyitgazi ilçesi yakınlarında savaşta aldığı yara sebebiyle şehit olmuştur. Anadolu’da İslamın yayılmasına büyük katkıları olmuştur
Tarihçe
Seyit Battal Gazi’ye ithafen yapılmıştır. Anadolu’nun Bizans İmparatorluğu egemelliği altında bulunduğu M.S. 700 yıllarında, İslamiyet henüz Anadolu içlerine yayılmamıştı. İslamiyeti kabul etmiş olan Emeviler doğudan sık sık Bizans’a karşı Anadolunun içlerine akın yaparak Anadolu’yu ele geçirmek ve islamiyeti yaymak istemişlerdir.
720-740 yıllarında sıklaşan bu akınlardan birinde Seyyit Battal Gazi lakabı ile anılan bu efsaneleşmiş bu halk kahramanı bu gün Seyitgazi ilçesinin bulunduğu Mesih kalesi olarak bilinen bölgede 720 yılında şehit düşmüştür. Bizans’a karşı yapılan savaşlarda büyük kahramanlıklar gösteren ve İslamiyetin Anadoluya yayılmasında büyük katkısı olan, yıllar yılı nesilden nesile kahramanlıkları anlatılan Seyyit Battal Gazi adına 1207-1208 yıllarında Anadolu Selçuklu sultanı I. Alaeddin Keykubad’ın annesi Ümmühan Hatun tarafından türbe ve cami yaptırılmıştır.
Daha sonra Ümmühan Hatun içinde burda iki katlı eyvan biçiminde bir türbe eklenmiştir. Osmanlı devletinin kuruluş ve gelişme dönemlerinde külliye halini almıştır. Bugun Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait olan ve 1954 yılına kadar harap bir biçimde bulunan külliye bu tarihte yapılan geniş bir restorasyonla düzenlenmiştir. Külliye ilçeye de turistik anlamada bir canlılık kazandırmıştı
Sarıkamış Harekâtı
Oca 2nd
Sarıkamış Harekâtı
Sarıkamış Harekâtı (22 Aralık 1914), I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti ve Rus Hanedanlığı arasında Sarıkamış’da gerçekleşmiş, sonucu Osmanlı Devleti tarafı için büyük bir başarısızlık ile sonuçlanan bir askerî manevradır.
Amacı
1877-1878′deki 93 Harbi, Osmanlı Devleti’nin yenilgisi ile sonuclanınca Batum savaş tazminatı olarak Rusya’ya verilmişti. Sarıkamış, Kars, Ardahan ve Artvin de Berlin Antlaşması ile Rusya’ya bırakılmıştı. 1914 yılında dönemin Başkomutan Vekili olan Enver Paşa, daha önce yitirilen bu yurt topraklarını geri almak amacıyla 19 Aralık tarihinde “Sarıkamış Harekatı” planlarını kurmaylarına sundu.
Harekat Güçleri
Doğuyu korumakla görevli Üçüncü Ordu dur. Bu harekâtı uygulayacak Üçüncü Ordunun IX , X XI ’inci Kolordular ve 2’nci Süvari Tümeninden oluşuyordu. 3. Ordu karargahı ve IX Kor. Erzurum kalasinde yerleşmişti. XI Kolordu Elazığ kalesinde yerleşmişti. X Kolordu Sivas’da konuşlanmış dı.
- Üçüncü Ordu
- IX Kolordu – Ahmet Fevzi Paşa
- X Kolordu – Hafız Hakkı Paşa
- XI Kolordu – Abdul Kerim Paşa
- 2 Süvari Tümeni
Üçüncü Ordunun toplam gücünün 150,000 olduğu yazılsa da bu güce savaçcı olmayan taşıma birimleri, depo alayı, askeri polis ile ulaşıldığı anısatılmaktadır. Osmalının savaşa hazır gücü 83.000 düzenli asker, yedekler ve Erzurum Kalesi’nin personeli de içinde 118.000 bin silahlı güç. Bu askere 73 makineli tüfek ve 218 adet top destek vermekte. IX Kolordunun iki tümen hiçbir kış giyimi olmadığı ve sadece kuru ekmek ve erzak için zeytin ile uzun trek bulunmaktadır.
Cephedeki Kafkas ordusu mevcudu 100.000. Sayıca fazla olmamasına rağmen ağır silah, topçu ve donatım bakımından kesin bir üstünlüğe sahiptiler. Bu mevucuda 4 tane olan Ermeni Gönüllü Tugaylarından 2 tugay katılmışdır. Diger iki tugay İran Cephesinde bulunmaktay
Öncül Harekâtlar
1 Kasım’da Ruslar sınır Bergmann Atağı ile ilk olarak geçti. Kasım ayının sonunda Ruslar Erzurum-Sarıkamış ekseninde Osmanlı İmparatorluğu’nun içine bir çıkık 25 kilometre tutunarak stabilize oldu. Osmanlı kayıpları yüksekti: Resmî kayıtlara göre 23.000 şehit ve ayrıca 3.000 esirden 2.000′i şehit olmak üzere toplam 25.000 şehit ve 2.800 firari[2]…
Sarıkamış öncesi 3. Ordu’nun yükünü azaltmak için Rusların kuvvetlerini ana saldırı yönünden uzaklaştırmak üzere 3. Piyade Alayı bulunduğu Trakya mevkinden Çoruh’a taşınmış ve başına Alman Strange getirilmiştir. Ardahan Harekâtı’nın ilk amacı Rusları Batum kıyıları üzerinde tutmak olarak belirlenmiştir. Bu birime Adjars tarafından yardım edildi. Daha sonra Enver Paşa Sarıkamış Savaşı’nı desteklemek için bu gücün planını değiştirecekdi
Hazırlık
Enver ve Feldmann cephe birliklerini izliyorlar
6 Aralık’ta Enver ve Otto von Feldmann Yavuz Zırhlısına binerek Trabzon üzerinden Erzurum’a yola çıktı. 13 Aralık’ta Köprü Köy’e ulaşılmıştı. Burada 3. Ordu Komutanı Hasan İzzet Paşa ile görümüşdür. Enver Paşa ve Gnkur. II. nci Bşk. Albay Hafız Hakkı Bey planı geliştirmişlerdir. Planı Enver Paşa Ruslara süratle bir darbe indirerek bir Tanenberg yaratmak amacıyla planlamışdı. Enver Rus Kafkas ordusunun zayıf ve özellikle çevirme manevralarına karşı çok hassas olduğunu düşünmektedir. Osmanlının bu zayıflığı kullanmasını amaçlamaktaydı. Tamamen karlarla kaplı, çok yüksek dağlık ve yolsuz bir arazide o günün koşulları altında kış donatımından yoksun yaya ve atlı birliklerle yapılan bu harekât çok riskli idi ama Enver başarıldığında Rusların bu çephede varlıklarının yok olmasının bu riske değeceğini heseplamışdı. Enver büyük başarı için büyük risk almaya karar verdi.
Enver Paşanın amacı kuzeyden kuşatıcı bir manevra yapılmasıydı. Kısaca XI. Kor. ve 2. nci nizamiye süvari tümeni düşmanı cepheden karşılayacak, IX. Kor. Çatak-Pitkir hattın dan kötek istikametinde, X. Kor. Oltu üzerinden. Albay Hafız Hakkı Beyin IX. Kor. Bardız istikametinde düşmanı karşılayacak. Bunlara destek olarak IX. ve X. Kor. ların Sarıkamış Selim-Sarıkamış hattına ilerlemesiyle üç taraftan geniş bir çevirme hareketine dönüşecek ve bu kıskaç altında Ruslar imha edilecekdi.
Kağıt üzerindeki plana nazaran cephede malzeme ve iaşe çok noksandı. Mesela mevcut 6 yıllık iaşesi için 88.000 ton buğday, çavdar ve arpa ihtiyacı olmasına karşın, Ordu ambarında 1.250 ton hububat vardı. Kışa girilmiş olduğu için erzağın gereği gibi taşınması, dağıtılması bir hayli güçtü. Bu güçlükte Rusların Karadeniz’deki donanma üstünlüğünün de payı vardı. Ruslar Zonguldak’ı bombalamak için 10 gemiyle denize açıldıklarında, doğuya erzak götürmekle görevli en büyük üç erzak gemisi Bahriahmer, Bezmialem ve Mithatpaşa gemilerine rast gelmiş ve onları da batırmışlardır. Bunun yanında 4.000 tonluk Derne gemisinin yine Ruslar tarafından batırılması da askerin erzaksız kalmasındaki bir diğer önemli etkendir.Bir iddiaya görede erzağın az olması ve salgın hastalık olması Enver Paşanın hemen bir hareketa girişmesine sebep olmuştur.
|
Nikolai Yudenich |
Hafız Hakkı |
Ismail Enver |
Atak, 23 – 29 Aralık
Ermeni 4th tümeni Barduz Geçitinde Osmanlı kolordusunu tutacak ve çevirme harakatının bir kanatı hedefine geç ulaşacak
22 Aralık, XI Kor. büyük yürüyüşüne başlar. IX Kor. Lafsor’a kadar uzanan ilk hedefine ulaşır. X Kor. oltu batısı-narman hattına zorlukla ulaşır.
23 Aralık, XI Kor. Ruslar in 4. Ermeni Tümeni ile karşılaşır. IX Kor. Çatak Pitkir hattına ulaşır. IX Kor. erlerin ikmalini mahallinden yapmaları, ve cephaneyi idareli kullanmaları emredildi. IX Kor. ikmal ve ulaştırma güçlükleri daha ikinci günden başlamış bulunuyordu. X Kor. Oltu’yu ele geçirmeyi başardı.
24 Aralık, XI Kor. düşman karşı taarruzları devam etti. IX Kor. Bardiz’e vardı. X Kor. 30 ve 31.nci tümenleri ile kosor istikametinde stomin tugayının peşine takılması, bir tümeni ile Bardiz’a ilerlemesi emredildi. X Kor’nun büyük kısmı ile Kosor istikametinde geniş bir kuşatmaya girişmesi kesin sonuç alınmasında (muharebe gücü toplanmamasına ve geç kalınmasına) ve netice olarak felaketin ana nedenlerinden birisi olmuştur.
25 Aralık, Rus IX Kor. Sarıkamış’a doğru geriledi. IX Kor. ikmal ve ulaştırma zorlukları yüzünden asker kaybetmeye başladı. Sahra toplarını beraberlerinde teşıyamaz hale gelmişdir. Enver Paşanın X Kor. Kosor yolunda olduğunu sanıyordu, ama ağır koşullar altında Beyköy hattında erişmesi ancak gerçekleşmişdi. Beyköy hattında X Kor. 3000m. yolsuz bir kar çölü olan Allahüekber dağların kendi düşmanını bulmuştu. Doğa her geçen saat X Kor. kuvvetlerinin erimesine yol açıyordu.
Gerileme, 29 Aralık – 15 Ocak
Rus Ordusu Sarkamışda
Atak kısmında açıklandığı gibi X. ve XI. Kolordu Sarıkamışa ulaşamadan ermişdir. IX Kor. tek başına Sarıkamış’a ulaşabilmişdir.
29 Aralık Sarıkamış’a girebilen 300 kişilik bir IX Kor. kuvveti de Ruslar tarafından geri atılmıştır. Büyük kayıplar verilmiş ve IX Kor’nun mevcudu azalmıştı. Müteaddit taarruzları başarısızlıkla sonuçlandı.
6 Ocak 1915, 3. Ordu karargahı ateş altında kaldı. Hafız Hakkı Paşa geri çekilme emri verdi. 7 Ocak, kalan güçleri Erzurum yolundaki yürüyüşü başladı. Ordunun bu atak için görevlendiren güçlerinden sadece 10% başlama pozisyonu geri çekilmeyi başardı.
10 Ocak 1915’te 3’üncü Ordu komutanlığını Enver Paşa Tuğgeneral Hafız Hakkı Paşa’ya devrederek İstanbul’a dönmüştür.
Kayıplar
Genelkurmay Başkanlığına göre Osmanlı kayıpları 60.000 ve Rus kayıpları 30.000′dir.[1] Savaşın en hazin kısmı ise Osmanlı kayıplarının bir çoğunun Rus’lar ile yapılan çarpışmalarda değil de ağır soğuk hava koşulları yüzünden olmalarıdır. Ruslar; Türklerden 200 subay, 7000 eri esir, 20 makineli tüfekle 30 topu ganimet olarak almışlardır. 5000 kişi civarında esir alınmıştır. Bunlar tahmine göre Kırımda domuz çifliğinde çalıtırılarak ve aç bırakarak ölmüşlerdir
Sonuçları
Savaştan sonra İstanbul’a dönen Enver Paşa uzun bir süre Sarıkamış Savaşı hakkında herhangi bir haber, bildiri, veya yayın yapılmasını engelleyerek sansür uygulamış ve Osmanlı halkı savaşta olup bitenleri uzun yıllar sonra öğrenebilmiştir.[4] Harbiye Nazırı Mirliva Enver Paşa ile düştüğü anlaşmazlık yüzünden Irak’a gönderilen ve orada Osmanlı 6. Ordusu komutanı olarak Britanya İmparatorluğu Mezopotamya Ordusunu bozguna uğratacak olan Osmanlı ve Alman Mareşali Goltz Paşa günlüğüne şöyle yazmıştı: “Kafkasya’da maalesef kendilerini Napolyon Bonapart zanneden ve cahil yetişen birçok adam var. Bunlar, ordularına güçleriyle bağdaşmayan görevler vermişler ve bu yüzden ordularını büyük zarara uğratmışlardır.
Ermeni gönüllü tümenleri Rus kuvvetlerinin başarısında onemli etken olmusdur. Bunlar kritik zamanlarda Osmanlı haraketlerine meydan okudu: “Osmanlinin gecikmesi Sarıkamış etrafında yeterli kuvvet konsantre etmesi icin Rus Kafkasya Ordusuna zaman kezandirmisidr.” Enver Ermeniler suçladı bölgede Rusya ile aktif beraberlikde bulunduklarini soyledi.
1918 Mart ayında Brest-Litovsk Antlaşması ile Sarıkamış ve Kars geri alınmış, ama aynı yılın Ekim ayında Mondros Mütarekesi uyarınca eski sınırlara dönülmüş ve topraklar elden çıkmıştı.
Tarih Nedir ?
Ara 29th
Tarih
Tarih, araştırma alanı olarak, insan kayıtlarına, yazılı ya da sözlü kaynaklara dayanır. Tarihi bilgi, geçmişteki olaylara ilişkin bilinenlerin, tarihe ilişkin güncel düşünce çerçevesiyle yorumlanmasıyla oluşur.Tarih sebep-sonuç ilişkisi içerir.
Tarih kelimesinin Batı dillerindeki tüm karşılıkları Grekçe istoria, istorien sözcüğünden gelmektedir. (Latince: his-toria, İtalyanca: storia, Fransızca: histo-rie, İngilizce: history, Almanca: Histo-rie). İyonya lehçesinde bildirme, haber alma yoluyla bilgi edinme anlamlarında kullanılan kelime, Attika lehçesinde görerek, tanık olarak bilme anlamlarının yanı sıra çok daha geniş bir anlam içeriğiyle fizik, coğrafya, astronomi, bitki ve hayvan bilgisi ve hatta giderek doğa bilgisini kapsayacak şekilde kullanılmıştır.
Tarihi kaynaklar ve yöntem
Tarihçiler araştırmalarında çok çeşitli kaynaklar kullanırlar. Bu kaynakların önem sırasına göre belirli bir hiyerarşi içinde sınıflanması ve yorumlanması tarihçinin temel çalışma yöntemidir. Tarih sınıflandırmalarında en sık kullanılan üç yöntem şunlardır:
* Zamana göre sınıflandırma
* Mekana ya da coğrafyaya göre sınıflandırma
* Konuya göre sınıflandırma
Kaynakların kullanımı
Tarih bilimi nesnel verilere, olgulara dayanan bir bilimdir, ancak nesnelliği bütünüyle yansıtması mümkün değildir. Tarihî çalışmaların birinci elden kaynaklara, arşiv belgelerine dayalı olması bu çalışmaların inceledikleri konu üzerine mutlak bilgi verdiği, son sözü söylediği anlamına gelmez. Bu durumun nedenleri kaynaklara bağlı (nesnel) ve tarihçiye bağlı nedenler olarak ikiye ayrılabilir:
1. Arşiv belgeleri her zaman güvenilir bir kaynak teşkil etmez; örneğin resmi kayıtların henüz kaleme alındıkları sırada gerçekten uzak bilgiler yansıtmaları olasıdır. Tarihçi bu olasılıkları da göz önünde bulundurarak kaynaklara karşı eleştirel bir yöntem izler.
2. Kullanılacak olan belgelerin seçimi, sunuş şekli, tarih çalışmasının amacı, tarihçinin kişisel siyasi-ideolojik tercihleri, tarihçinin eser verdiği dönemin siyasi-ideolojik koşulları gibi çeşitli nedenler, tarih yorumlarına etki eder. Dolayısıyla aynı arşiv belgelerinden yola çıkılarak farklı tarih yorumlarına ulaşılması olasıdır
Tarih biliminin geçmişi
Tarih biliminin ilk yazılı kaynakları Sümerler daha sonra Mısır, Hitit, Çin ve Hint uygarlıklarındaki dini içerikli de olsa bir takım bilgilere sahip olan belgelerdir. Tarih yönteminin gelişmesine, eski Yunan uygarlığı’nda yaşayan Heredot ve Thukydides büyük katkılar yapmışlar. Bu anlayış Büyük Roma İmparatorluğu döneminde Polybos tarafından devam ettirilmiştir. Ayrıca Çin’de Pan ailesi (M.S. I. yy) ile Du’yun (732-812)’da tarih bilimine önemli katkılarda bulunmuşlarıdr.
Avrupa’da Reform ve Rönesans ile birlikte filozofların bilimin yöntem, amaç ve kavramlar konusundaki fikirleri Tarih bilimini de etkilemiştir. Voltaire doğa bilimlerinde olduğu gibi tarih biliminde de yasaların olabileceğini söyler.
2. Murat
Ara 17th
![]() |
|
| II. Murat | |
| Saltanatı | 1421- 1444 |
|---|---|
| 2. Saltanatı | 1446- 3 Şubat 1451 |
| Padişah Sırası | 6 |
| Doğum Tarihi | Haziran 1404, Amasya |
| Ölüm Tarihi | 3 Şubat 1451, Edirne |
| Önce | I. Mehmet |
| Sonra | Fatih Sultan Mehmet |
| Soyu | Osmanlı Hanedanı |
| Babası | I. Mehmet |
| Annesi | Emine Hatun |
| Dini | İslam |
II. Murat (Osmanlı Türkçesi: مراد ثانى Murād-ı sānī) Koca Murad olarak da anılır; (d. Haziran 1404, Amasya – ö. 3 Şubat 1451, Edirne), 6. Osmanlı padişahı.
Babası Çelebi Mehmed, annesi Dulkadiroğulları Beyliği’nden Emine Hatun’dur. Fatih Sultan Mehmed’in babasıdır. Amasya’da doğan Sultan Murad; babasının Edirne’de 1421 yılında ölümüne kadar Amasya’da Sancakbeyliği yapmıştır. Babasının ölüm haberi üzerine henüz 19 yaşındayken tahta çıkmıştır.
Sultan İkinci Murad, soyunun Kayı boyuna mensubiyetini göstermek için, sikkelerine, Kayı boyuna ait iki ok ve bir yaydan müteşekkil damgayı koydurmuştur. Sonraki padişahların bastırdıkları sikkelerde görülmeyen Kayı damgası, Kanunî’ye kadar çeşitli eşya ve silâhlar üzerine konulmasına devam edilmiştir.
İlk Yılları
Murat’ın babası Mehmet’in ölümünü üç yıl süren bir bunalım izledi. Doğu Roma İmparatoru Manuel Limni’de gözaltında tutulan Murat’ın amcası Mustafa Çelebi’yi Gelibolu’yu Bizans’a bırakması karşılığında serbest bıraktı; onu meşru padişah kabul edip bir Bizans donanma filosu ile Limni’den Rumeli’ye geçmesini sağladı. Mustafa Çelebi, özellikle İzmiroğlu Cüneyd Bey’in yardımcılığı ile Rumeli beylerinin de desteğini aldı. II. Murat’ın veziriazamı olan Amasyalı Beyazıt Paşa Edirne’deki ordu ile Mustafa Çelebi’nin yeni topladıği orduya karşı gitti. Yapılan Sazlıdere Muharebesi sonucunda veziriazamn ordusunun büyük bir kısmı taraf değiştirdi ve II. Murad’ın veziriazamı teslim oldu. İzmiroğlu Cüneyd Bey’in israrı üzerine Beyazıt Paşa idam edildi. Mustafa Çelebi’yi ikinci başkent halkı tezahüratla karşıladı. Mustafa Çelebi Edirne’de hükümdarlığını ilan edip kendi adına hutbe okutup sikke bastırdı. Mustafa Çelebi siyasetinde bazı büyük hatalar yaptı. Bizans’a vaad ettiği Gelibolu’yu vermeyerek ilk destekcisini kaybetti. Sonra 12 bin sipahi ve 5 bin yaya ordusuyla Galata Cenevizlilerin gemileri ile Gelibolu’dan Anadolu’ya geçip Bursa’yi kuşattı. Fakat Anadolu’da savaşa girişmek istemeyen Rumeli asillı ordunun bu sefere pek gönüllü olmaması ve II. Murad’ın Mustafa Çelebi’nin Beyazit’in oğlu olmayip Düzmece olduğuna dair menfi propagandalarının inandırıcı olması Mustafa Çelebi’nin ordusunun dağılmasına neden oldu. Özellikle kendisine İzmir ve Aydın beyliği teklif edilen İzmirlioğlu Cüneyd Bey yandaşları ile Mustafa’nın ordusundan ayrıldı. Mustafa ordusunda kalanlarla geri çekilirken Ulubat civarında bir köprüde Hacı İvaz Paşa’nın birliği ile tutuştuğu çarpışmada büyük zararlar verdi. Mustafa Gelibolu’ya kaçmayı başardı ve oradan Boğaz trafiğini durdurmaya çalıştı. Fakat II. Murad Cenevizli Foca Podestası Adorno’dan kiraladığı gemi ve askerlerle birlikte Rumeli’ye geçmeyi başarıp Mustafa’yı Gelibolu’dan kaçırttı. II. Murat 2 bin zırhlı Foca Podestasi askeriyle takviyeli orduyla Edirne üzerine yürüdü. Edirne’liler onu şehir dışında karşılayıp ona sadık olduklarını bildirdiler. Mustafa Çelebi devlet hazinesinde alarak Edirne’den kaçti. Fakat Tunca Vadisindeki Kızılağaç Yenicesi’inde yakalanıp Edirne’ye gönderildi. Mustafa Çelebi hailesi Mustafa’nın Edirne kale burcundan asılması ile böylece 1422de son buldu. Fakat tarihciler hala Mustafa Çelebi’nin düzmece mi yoksa gerçekten padişah oğlu olup olmadığı sorusunu tartışmaktadırlar.
Bu olayın ardından Mustafa Çelebi’yi destekleyen Bizanslılar yeni bir oyun sergileyerek bu desteğin o zaman güç kazanan bir saray kliği tarafından uygulandığını ve gerçekten imparator II. Manuel’in II. Murat’a karşı dost olduğunu beyan ettiler. Fakat yeni veziriazam Çandarlı İbrahim Paşa, Vezir Hacı İvaz Paşa ve Lal Yörgüç Paşa’nın görüşlerini alan Murat Bizans’a sert tepki gösterdi ve 2 Haziran 1422′dan Eylul başına kadar Konstantinopolis’i karadan kuşatmaya aldı. Bu kuşatma Bizans için büyük asker ve bina hasarına yol açtı. Bu kuşatmadan kurtulmak için Bizans’lılara bu sefer kuşatma sürerken Ağustos ayında II. Murat’ın kardeşi Küçük Mustafa’yı ayaklandırmaya başardılar.
Karaman ve Germiyan beyleri ile birlikte Hamid-İli’nden hareket eden Küçük Mustafa Bursa’ya gelip bu şehri kuşattı. Bursa Ahileri Küçük Mustafa’nın lalası olan Şarapdar İlyas’a heyet göndererek şehrin kendini savunacak personel ve ikmal maddesi olduğunu ve Ahilerin bu savunmayı destekleyeceğini bildirdiler. Bunun üzerine Şehzade Mustafa İznik üzerine yönelip 40 günlük kuşatmadan sonra bu şehri eline geçirdi. Şehzade Küçük Mustafa burada İbrahim Paşa sarayına yerleşip padişahlığını ilan ettirdi. Bunun üzerine Murat 6 Eylül’de Konstantinopolis kuşatmasını kaldırıp Anadolu yakasına geçti. Mihaloğlu Mehmet Bey’i sipahilerle İznik üzerine gönderdi. Şehzadenin lalası Şarapdar İlyas ise beylerbeylik verme vaadleri ile elde edildi. Şubat 1423de Mihaloğlu İznik’i bastığı zaman Şehzade Mustafa hamamda idi; yandaşları onu savunup kaçırmaya çalışırken Mihaloğlu yaralandı. Fakat lala Şarapdar İlyas Şehzadeyi atına kendi bindirip götürüp II. Murat’a teslim etti. Şehzade Mustafa boğulup idam edildi; ceseti İznik dışında bir incir ağacına asıldı ve sonra Bursa’ya götürülüp Yeşil Türbe’ye gömüldü.
1423de II. Murat Şehzade Mustafa olayını gizliden destekleyen Candaroğulları beyi İsfendiyar Bey üzerine yürüyerek topraklarının büyük bölümünü ve özellikle Taraklıboru (Safranbolu) şehrini Osmanlı ülkesine kattı. Karamanoğlu Mehmet Bey Antakya’yi kuşatması sırasında ölmesi yerine geçebilecekler arasında bir çatışmaya neden oldu. II. Murat II. Mehmet Bey’in (1423-1426) hükümdar olmasına yardımcı oldu ve bunun sonucu bir anlaşma ile Karamanlıların ellerine geçirmiş oldukları Göller Bölgesi Osmanlılar tarafından geri alındı.
Eflak voyvodasının Osmanlı topraklarına yaptığı saldırılar püskürtüldü ve akıncıların yıldırıcı hücümlarını durdurmak için Eflak Voyvodası yine bağımlılığı kabul etti.
——————————————————————-
Osmanlı padişahları, Osmanlı hanedanınıdan 36 padişah toplam 623 sene hüküm sürmüştür. İlk önce Bey diye adlandırılan padişahlar, 1383′den itibaren Sultan, 1517 tarihinden sonra da Sultan unvanına ek olarak Halife unvanını da taşımaya başlamışlardır.
Osmanlı padişahları tahta çıktıklarında yayımladıkları bir tür genelge olan Adaletnâme; kanunlara uyulması ve herhangi bir haksızlığa hiç kimsenin uğratılmaması konuları hakkında kaleme alınırdı.
Osmanlı Devleti İslam ile birlikte Türk-Oğuz törelerinden de oldukça etkilenmiştir. İslam dünyasında Siyasetname, Nasihatü’l-Mulük gibi eserlerle devlet yönetimi prensipleri konuşulmuş, yeni öneri ve çözüm yolları dile getirilmiştir. Osmanlı yönetim esasları da temel itibarı ile bu eserlerdeki felsefelerle büyük derecede ölçüşmektedir.
Allah’a tamamen, hükümdara da şartlı itaat etmek, İslam anlayışında olduğu gibi Türk adet ve geleneklerinde de varolan bir husus idi. Hükümdarların Allah’ın verdiği güç ile iktidara geldiği, iktidarın Allah’ın yeryüzündeki halifesi olduğu ve halkın hukuğa uymaları ile biat etmeleri gerektiği anlayışı, alimler tarafından benimsenmiş bir görüştü.
Osmanlı padişahları, Oğuzların Kayı boyuna mensuplardı. İlk kullandıkları mühürlerde Kayı boyunun ibaresinin bulunması bunun en açık delilidir. Osmanlının Kayı boyundan geldiğini sürekli belirtmesi ve bu türden politikalar izlemesi, özellikle Timur mağlubiyeti ve Fetret döneminde büyük yararlar sağlamıştır.
| Padişahın resmi | Adı | Doğum tarihi | Ölüm tarihi | Babası | Annesi | Tahta geçişi | Tahttan inişi | Not |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| Osman Gazi | 1258 | 1326 | Ertuğrul Gazi | Hayme Hatun | 1299 | 1326 | ||
| Orhan Gazi | 1281 | 1360 | Osman Gazi | Mal Hatun | 1326 | 1359 | ||
| I. Murat | 1319 ya da 1326 | 1389 | Orhan Gazi | Nilüfer Hatun | 1359 | 1389 | ||
| I. Bayezid | 1360 | 1403 | I. Murat | Gülçiçek Hatun | 1389 | 1402 | ||
| I. Mehmet | 1389 | 1421 | I. Beyazıt | Devlet Hatun | 1413 | 1421 | ||
| II. Murat | 1404 | 1451 | I. Mehmed | Emine Hatun | 1421 1446 |
1444 1451 |
||
| II. Mehmed | 1432 | 1481 | II. Murad | Hüma Hatun | 1444 1451 |
1445 1481 |
||
| II. Beyazıt | 1447/48 | 1512 | II. Mehmed | Gülbahar Hatun | 1481 | 1512 | ||
| I. Selim | 1470 | 1520 | II. Beyazıt | Gülbahar Hatun | 1512 | 1520 | ||
| I. Süleyman | 1490 | 1566 | I. Selim | Ayşe Hafsa Sultan | 1520 | 1566 | ||
| II. Selim | 1524 | 1574 | I. Süleyman | Hürrem Sultan | 1566 | 1574 | ||
| III. Murat | 1546 | 1595 | II. Selim | Nurbanu Sultan | 1574 | 1595 | ||
| III. Mehmed | 1566 | 1603 | III. Murat | Safiye Sultan | 1595 | 1603 | ||
| I. Ahmet | 1590 | 1617 | III. Mehmed | Handan Sultan | 1603 | 1617 | ||
| I. Mustafa | 1592 | 1639 | III. Mehmed | Belirsiz | 1617 1622 |
1618 1623 |
||
| II. Osman | 1604 | 1622 | I. Ahmet | Haseki Sultan | 1618 | 1622 | ||
| IV. Murat | 1612 | 1640 | I. Ahmet | Kösem Sultan | 1623 | 1640 | ||
| I. İbrahim | 1616 | 1648 | I. Ahmet | Kösem Sultan | 1640 | 1648 | ||
| IV. Mehmet | 1642 | 1693 | I. İbrahim | Turhan Hatice Sultan | 1648 | 1687 | ||
| II. Süleyman | 1642 | 1691 | I. İbrahim | Saliha Dilaşub Sultan | 1687 | 1691 | ||
| II. Ahmet | 1643 | 1695 | I. İbrahim | Hatice Muazzez Sultan | 1691 | 1695 | ||
| II. Mustafa | 1664 | 1703 | IV. Mehmet | Emetullah Rabia Gülnuş Sultan | 1695 | 1703 | ||
| III. Ahmet | 1673 | 1736 | IV. Mehmet | Emetullah Rabia Gülnuş Sultan | 1703 | 1730 | ||
| I. Mahmut | 1696 | 1754 | II. Mustafa | Saliha Sultan | 1730 | 1754 | ||
| III. Osman | 1699 | 1757 | II. Mustafa | Şehsuvar Sultan | 1754 | 1757 | ||
| III. Mustafa | 1717 | 1774 | III. Ahmet | Mihrişah Sultan | 1757 | 1774 | ||
| I. Abdülhamit | 1725 | 1789 | III. Ahmet | Rabia Sermi Sultan | 1774 | 1789 | ||
| III. Selim | 1761 | 1808 | III. Mustafa | Mihrişah Sultan | 1789 | 1807 | ||
| IV. Mustafa | 1779 | 1808 | I. Abdülhamit | Ayşe Seniyeperver Sultan | 1807 | 1808 | ||
| II. Mahmut | 1785 | 1839 | I. Abdülhamit | Nakşidil Sultan | 1808 | 1839 | ||
| Abdülmecit | 1823 | 1861 | II. Mahmut | Bezmialem Sultan | 1839 | 1861 | ||
| Abdülaziz | 1830 | 1876 | II. Mahmut | Pertevniyal Sultan | 1861 | 1876 | ||
| V. Murat | 1840 | 1904 | Abdülmecit | Şevkefza Sultan | 1876 | 1876 | ||
| II. Abdülhamit | 1842 | 1918 | Abdülmecit | Tirimüjgan Sultan | 1876 | 1909 | ||
| V. Mehmet | 1844 | 1918 | Abdülmecit | Gülcemal Kadın Efendi | 1909 | 1918 | ||
| VI. Mehmet | 1861 | 1926 | Abdülmecit | Gulüstü Kadın Efendi | 1918 | 1922 |
1. Mehmet
Ara 17th
| I. Mehmet | |
| Saltanatı | 1413- 1421 |
|---|---|
| Padişah Sırası | 5 |
| Doğum Tarihi | 1382, Bursa |
| Ölüm Tarihi | 26 Mayıs 1421, Edirne |
| Önce | Yıldırım Bayezid ve Fetret Devri |
| Sonra | II. Murat |
| Soyu | Osmanlı Hanedanı |
| Babası | Yıldırım Bayezid |
| Annesi | Devlet Hatun |
| Dini | İslam |
I. Mehmet Çelebi veya I. Mehmed (Osmanlı Türkçesi: چلبی محمد, Çelebi Mehmet) (d. 1382, Bursa – ö. 26 Mayıs 1421, Edirne). 5. Osmanlı Sultanıdır. Babası Yıldırım Bayezid, annesi de Germiyanoğullarından Devlet Hatun’dur.
Doğum tarihini 1375, 1379, 1382, 1386, 1390, 1391 gösteren kaynaklar da bulunmaktadır; ama tarihçiler doğumu için kesin kaynakla tarih bulunmadığını kabul ederler. [1]Arap ve Bizans tarihlerinde “Kirişci” veya “Kirî” olarak lakap verilmiştir. Bunların çeşitli kaynaklarda değişik açıklamaları bulunur. Yay yapma özellikle yayın tutturulduğu ve çekildiği sert ipten kiriş yapma sanatini öğrenmiş olması, gençliğinde güreşcilik yapması, gençliğinde kendinin öldürülmesinden korkup bir kirisçinin yanında çıraklık yapması, gençliğinde yay kirişi ile boğulmak istenmesi şeklinde açıklamalar yapılmıştır.
Fetret Devri
1403′de Ankara Savaşı sonucu babası Yıldırım Bayezid, Timur’a yenik ve esir düştükten sonra Osmanlı Devleti 11 yıl süren bir Fetret Dönemi geçirdi. Bu devirde Yıldırım Bayezid’in oğulları Emir Süleyman, İsa Çelebi, Musa Çelebi ve Çelebi Mehmet taht savaşlarına giriştiler. Çelebi Mehmet 1403 ile 1413 arasında Timur yüksek egemenliği altında Amasya da, Amasya-Tokat-Sivas bölgesi (Rumiye-i Suğra) emirliğini yaptı.
Kardeşler arasında çeşitli savaşlardan sonra en nihayet 1413 de Çelebi Mehmet kardeşi Musa Çelebi’yi Vize Savaşı ve Çamurlu Derbent Savaşı’nda yenerek tek başına Osmanlı Devleti idaresini alarak Fetret Devri’ni kapattı.
Kardeşi Musa Çelebi ile savaşırken Karamanoğlu Mehmet Bey Bursa’yı kuşatmış, Bursa şehri büyük bir yangın geçirmiş, fakat Bursa Subaşısı İvaz Paşa kazdırılan lağımları ateşe vererek kuşatmayı kırmıştı.
Tek padişah olarak saltanatı
1413′ten sonra tek padişah olarak hüküm sürdü. Sultan Mehmet Çelebi, Fetret Devrini bitiren ve Osmanlı devletini tekrar eski gücüne kavuşturan sultan olduğundan Osmanlı Devleti’nin 2.kurucusu diye de anılmaktadır.
Tek padişah olarak Sultan Mehmet Çelebi önce, Musa Çelebi tarafından etrafına büyük duvarlar inşa ettirilmiş olan, Edirne Sarayı’nda kaldı. Burada kendini kutlamaya gelen yabancı elçileri kabul etti ve devletin üst kademelerine kendi görüşüne uygun atamalarda bulundu. Şeyh Bedrettin şeyhülislamlıktan atılıp ailesiyle İznik’e sürüldü ve yerine Sunni ulemanın seçtigi bir kişi getirildi. Mihaloğlu Mehmet Bey de Anadolu’ya sürgüne gönderildi. Musa Çelebi tarafından Bizans’dan alınan Selanik ve Konstantinopolis yakınlarındaki bölgeler tekrar Bizans’a geri verildi.
Sonra Anadolu seferine çıktı. Önce yangın ve kuşatmadan kurtulmuş olan devletin birinci başkenti Bursa’ya uğradı. Sonra Ege sahillerine yürüdü.
1. Mehmet
Ayaklanan İzmiroğlu Cuneyd Bey’i sindirerek Ayasoluk (şimdi Selçuk) kalesini aldı. İzmir kalesini orada bulunan Senjan şövalyeleriyle yaptığı görüşmeler sonunda Osmanlı devletine kattı. Senjan Şövalyelerine Bodrum’da yeni bir kale yapmak için izin verdi. Menteşe Beyliği] arazilerinin çoğunu tekrar Osmanlı devletine kattı. 1414 ve 1415de Göller Bölgesi’ne yöneldi. Karamanoğuları eline geçmiş olan eski Hamitoğulları beyliği şehirlerini (Eğirdir, Aksehir, Beyşehir) ve arazilerini Osmanlı devletine kattı.
Sonra 1413de iki yıl önce Bursa’ya yürümüş olan kendi kuzeni olan Karamanoğlu Mehmed Bey üzerine giderek Karamanoğulları ordusuyla Konya Ovası’nda savaştı; onu yendi; Konya’yı kuşattı. Oğlu Mustafa Çelebi ile beraber esir aldı. Yine de onların canlarını bağışladı. Kuzeni olan Karamanoğlu Mehmed Bey’le bir barış imzaladı. Sonradan Karamanoğlu kurnazlığını göstermek için yapılan karşı propagandalara göre Mehmed Bey barış yemini verirken elini elbisesi içinde sakladığı bir canlı güvercin üzerine koymuş ve sonradan bu kuşu azat ederek yaptığı yemini geçersiz saymış olduğu hikayesi tarihlere geçmiştir.[1]Bu barışla birlikte Karamanoğlu’na Eskişehir, Kırşehir, Beyşehir, Sivrihisar’ı ve Niğde’yi verip, hilat giydirip, sancak verdi.
I. Mehmet
Karaman seferinden dönerken Sultan Mehmet Çelebi Ankara’da rahatsızlık geçirdi ve Germiyanoğlu Yakup Bey’in hekimi Mevlana Sinan (şair Şeyhi) tarafından tedavi edildi ve Şeyhi’yi ödüllendirdi. Şeyhi bu tedavinin ve ödüllendirmenin sonuçları olarak başından geçenleri Harname adındaki ünlü mesnevisinde değiştirerek hikaye ettiği bilinmektedir.
Sultan Mehmet Çelebi buradan Edirne’ye geri döndü. 1416da Rumeli seferine çıktı. Arnavutluk’taki soylular Fetret döneminde orada bulunan Osmanlı birliklerini bölgelerinden çıkartmışlardı. Mehmet oradaki Osmanlıların durumunu sahilde Avlonya (şimdi Vlorë) ve denizden içerilerde Akçahisar (şimdi Krujë) kalelerini eline geçirerek güçlendirdi. Mora’ya akıncılar gönderdi. Musa Çelebi’ye destek sağlamış olan Eflak Prensi Mirce (1386-1418) üzerine gitti. Tuna nehrini aşarak Orta Macaristan yollarını kontrol eden ve Osmanlılar tarafından Yergögü adıyla anılan Eflak şehrinde (şimdiki adi Giurgiu) çok korunaklı bir hisar yaptırdı. Bu sefer sonunda Eflak Prensi Mirce, yine Yıldırım Beyazid zamanında olduğu gibi, Eflak’ın Osmanlıların bağımlı bir devleti olmayı kabul etti. Dobruca’nın tamamen Osmanlı eline geçmesini sağladı. Buralara gözünü dikmiş olan Macar Kralına gözdağı vermek için Erdel (Transilvanya) ve Macaristan’a akıncılar gönderdi. Bosna’ya her yıl akıncılara gönderdi ve böylece oradaki toprak sahipleri soylular Osmanlı etkisine girdi ve sonunda Bosna kralı II. Tvrtko Osmanlılara bağımlı devlet olmayı resmen kabul etti.
Buradan tekrar Anadolu’ya geçip Candar Samsun üzerine yürüdü. İsfendiyaroğluları Timur’dan Kastamonu , Safranbolu ve etrafındaki bölgeleri almışlar ve Karamanoğulları ile Osmanlılar aleyhine müttefiklik kurmuşlardı. Mehemt bu bolgeleri ve Samsun’u tekrar Osmanlı yönetimi altına aldı. Bu havalide oturan, Timur’dan kalan Tatarlar’ı ve Türkmenleri Rumeli’de Filibe civarına Tatar Pazarı merkezli bir bölgeye sürdü.
Sultan Mehmet Çelebi’nin padişahlık döneminde Gelibolu’da birinci defa olarak Osmanlı donanması kuruldu. Bu ufak donama Çalı Bey komutasında 1416da ilkbaharında Ege Denizi’nde Osmanlı ticaret gemilerine devamlı hücum eden hıristiyan Naksos Dükü’ne karşı gönderildi. Fakat filo birden rota değiştirip Trabzon’dan emtia ile geri dönmekte olan Venedik ticaret gemilerini takibe girişti. Ticaret gemileri Venedik’in Ege’de üssü olan Negroponte (Eğriboz)’a kaçmayı başardılar. Osmanlı donaması bu limana hücum ettiyse de sonuç alamadı. Bu sırada Petro Loredan komutasındaki Venedik donanması yakınlarda bulunmaktaydı ve bu filo Çalı Bey’in filosunu Gelibolu’ya kadar takibe geçti. 29 Mayis sabahı Osmanlı donanması ile Venedik donanması Çanekkale önünde iki devlet arasındaki ilk deniz savaşını başlattılar. Bu savaş öğleden sonra 2′ye kadar sürdü ve Venediklilerin galibiyetei ile sona erdi. Venedik donanması yeni Osmanli donamasının bütün gemilerini tahrip etti; yalnız altı kadırga ve dokuz kalyota Venediklilere teslim olmuştu. Venedikliler Çalı Bey ve tüm gemi reisleri dahil Osmanlı denizcilerinin tümünü (müslüman Hristiyan ayrımı yapmadan, esirler dahil) öldürmüşlerdir. Venediklilerin bu hiç kıyımsız, hunhar tutumlarına neden Osmanlı devletinin Ege Denizi üzerinde Venedik tekelini ortadan kaldırması korkuları ve bunu önleme çabaları olmuştur. Bunun sonucunda Osmanlı ve Venedik devleti arasında ilk barış antlaşması yapılmıstır. 1417de Sultan Sultan Mehmet Çelebi’nin bu anlaşmayı resmen imzalamak icin Venedik’e gönderdiği elçisi ve maiyetinin Venedik’te masrafını devletin çektiği çok şasaalı ve büyük bir törenle karşılanıp ağırlandıkları Venedik tarihlerine geçmiştir.
1418-1419da Sultan Mehmet Çelebi’yi uğraştıran sorun eski Simavna kadısı ve Musa Çelebinin Edirne’de hükümdarlığı sırasında Şeyhülislamlık yapmış olan Şeyh Bedrettin’in ve yardımcılarının isyanı olmustur. Şeyh Bedrettin ailesiyle İznik’e sürülmüştü. 1418de buradan kaçıp önce Candar’a gitti; ama burada fikirleri tutunmamıştı. Sinop-Kırım-Eflak üzerinden Dobruca’da Deliorman’a gitti. Eflak Prensi Mircea’nin yerine geçen oğlu Mihail’in para ve asker desteğini sağladı. Burada yerleştirilmiş olan çoğu alevî olan ve kendi radikal doktrinlerine fikirleri uyan yörüklerden bir ordu toplamaya başladı ve isyan bayrağını açtı.
Bu sırada Şeyh Bedrettin’in Anadolu’da halife olarak geride bıraktığı Börklüce Mustafa İzmir yakınlarında Karaburun Yarımadası’nda; Torlak Kemal ise Manisa’da asker toplayıp isyana başlamışlardı. Vezirazam Amasyalı Bayazid Paşa ve Manisa’da Sancak Bey olan Şehzade Murat bunlar üzerine gönderildi. Amasyalı Beyazid Paşa Karaburun’da gayet güçlü direniş gösteren Börklüce’yi mağlup etti ve Şehzade Murat ise Torlak Kemal’in hakından geldi. Bu iki isyancı da asılarak idam edildiler. Fakat bu yörelerde Şeyh Bedrettin’in fikir ve önerilerine devamlı inanan bulunmaya devam etti.
Oradan Rumeli’ye geçen veziriazam Amasyalı Bayezid Pasa Şeyh Bedrettin üzerine gitti ve isyancılar çok direniş gösteremeden Şeyh Bedrettin’i ele geçirdi. Serez’de yapılan bir yargılama sonucunda Şeyh Bedrettin orada idam edildi.
Sultan Mehmet Anadolu’ya yine dikkatini çekti. Saruhan (1415) ve Menteşe (1416) beylikleri daha önceden ortadan kaldırılmıştı. Sıra güneyde Antalya yörelerine Tekeoğullarına gelmişti ve buradaki beyliği de ortadan kaldırdı. Batı Anadolu’da sadece Osmanlılara her zaman yardım etmiş Germiyanoğulları beylik olarak kaldı ama bu Beyliğe ait Afyon Karahisar ve Kütahya şehirleri Osmanlı idaresine verildi.
Sultan Mehmet Çelebi’yi son ilgilendiren sorun ise Ankara Savaşı sonunda kaybolmuş olan kardeşi Mustafa Çelebi olduğunu iddia eden bir kişinin bu savaştan 18 yıl sonra ortaya çıkmasıydı. Birçok tarihçinin gerçek Mustafa Çelebi olduğunu kabul ettiği; ama sonradan Osmanlı propagandası ile Düzmece Mustafa adı verilen bu kişi Venedikliler yardımı Teselya ile Selanik’te kendini 1418de Osmanlı Sultanı olarak ilan etti. Sultan Mehmet Çelebi Anadolu’da bulunduğu için ve Sadrazam ise Şeyh Bedrettin ile uğraşmakta iken Edirne’ye doğru yürüme imkanı buldu. Fakat Sultan Mehmet Çelebi hemen Trakya’ya geçip Mustafa üzerine yürümeye başladı ve Mustafa’nın ordusu bozulup eridi. Mustafa ise Bizanslılara sığınmak zorunda kaldı.
Sultan Mehmed Çelebi 26 Mayıs 1421 de Edirne’de bir sürek avı sırasında at sırtında felç oldu, düştü ve yaralandı. Ölüm döşeğinde Veziriazam Amasyalı Beyazıd Paşa ve vezirleri İvaz Paşa ve Çandarlı İbrahim Paşa’yi çağırıp
“Tez oğlum Murat’i getirin. Ben bu döşekten kalkamam. Murat gelmeden ölürsem fitne çıkar. Tedarik görün, ölümümü gizleyin.”
vasiyetinde bulundu. En çok Selanik’te bulunan Düzmece Mustafa’dan çekinilerek, Amasya’da vali olan Murat’in Bursa’ya ulaşmasına kadar 42 gün ölüm haberi gizlendi. Osmanlı Padişahları arasında ölümü gizlenen ilk padişah o oldu. Durumundan kuşkuya düşen ve ayaklanmaları güçlükle önlenen askerleri yatıştırmak için askere geçit yaptırılıp, bu sırada mumyalanmış cesedine kaftan giydirilip, başına sarık konulup pencere önüne oturtulduğu kollarının oynatıldığı rivayet edilir. II. Murat Bursa’ya gelip tahta çıkmasından sonra cenazesi Edirne’den Bursa’ya götürülerek Yeşil Türbe’ye defnedildi.
——————————————————————-
Osmanlı padişahları, Osmanlı hanedanınıdan 36 padişah toplam 623 sene hüküm sürmüştür. İlk önce Bey diye adlandırılan padişahlar, 1383′den itibaren Sultan, 1517 tarihinden sonra da Sultan unvanına ek olarak Halife unvanını da taşımaya başlamışlardır.
Osmanlı padişahları tahta çıktıklarında yayımladıkları bir tür genelge olan Adaletnâme; kanunlara uyulması ve herhangi bir haksızlığa hiç kimsenin uğratılmaması konuları hakkında kaleme alınırdı.
Osmanlı Devleti İslam ile birlikte Türk-Oğuz törelerinden de oldukça etkilenmiştir. İslam dünyasında Siyasetname, Nasihatü’l-Mulük gibi eserlerle devlet yönetimi prensipleri konuşulmuş, yeni öneri ve çözüm yolları dile getirilmiştir. Osmanlı yönetim esasları da temel itibarı ile bu eserlerdeki felsefelerle büyük derecede ölçüşmektedir.
Allah’a tamamen, hükümdara da şartlı itaat etmek, İslam anlayışında olduğu gibi Türk adet ve geleneklerinde de varolan bir husus idi. Hükümdarların Allah’ın verdiği güç ile iktidara geldiği, iktidarın Allah’ın yeryüzündeki halifesi olduğu ve halkın hukuğa uymaları ile biat etmeleri gerektiği anlayışı, alimler tarafından benimsenmiş bir görüştü.
Osmanlı padişahları, Oğuzların Kayı boyuna mensuplardı. İlk kullandıkları mühürlerde Kayı boyunun ibaresinin bulunması bunun en açık delilidir. Osmanlının Kayı boyundan geldiğini sürekli belirtmesi ve bu türden politikalar izlemesi, özellikle Timur mağlubiyeti ve Fetret döneminde büyük yararlar sağlamıştır.
| Padişahın resmi | Adı | Doğum tarihi | Ölüm tarihi | Babası | Annesi | Tahta geçişi | Tahttan inişi | Not |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| Osman Gazi | 1258 | 1326 | Ertuğrul Gazi | Hayme Hatun | 1299 | 1326 | ||
| Orhan Gazi | 1281 | 1360 | Osman Gazi | Mal Hatun | 1326 | 1359 | ||
| I. Murat | 1319 ya da 1326 | 1389 | Orhan Gazi | Nilüfer Hatun | 1359 | 1389 | ||
| I. Bayezid | 1360 | 1403 | I. Murat | Gülçiçek Hatun | 1389 | 1402 | ||
| I. Mehmet | 1389 | 1421 | I. Beyazıt | Devlet Hatun | 1413 | 1421 | ||
| II. Murat | 1404 | 1451 | I. Mehmed | Emine Hatun | 1421 1446 |
1444 1451 |
||
| II. Mehmed | 1432 | 1481 | II. Murad | Hüma Hatun | 1444 1451 |
1445 1481 |
||
| II. Beyazıt | 1447/48 | 1512 | II. Mehmed | Gülbahar Hatun | 1481 | 1512 | ||
| I. Selim | 1470 | 1520 | II. Beyazıt | Gülbahar Hatun | 1512 | 1520 | ||
| I. Süleyman | 1490 | 1566 | I. Selim | Ayşe Hafsa Sultan | 1520 | 1566 | ||
| II. Selim | 1524 | 1574 | I. Süleyman | Hürrem Sultan | 1566 | 1574 | ||
| III. Murat | 1546 | 1595 | II. Selim | Nurbanu Sultan | 1574 | 1595 | ||
| III. Mehmed | 1566 | 1603 | III. Murat | Safiye Sultan | 1595 | 1603 | ||
| I. Ahmet | 1590 | 1617 | III. Mehmed | Handan Sultan | 1603 | 1617 | ||
| I. Mustafa | 1592 | 1639 | III. Mehmed | Belirsiz | 1617 1622 |
1618 1623 |
||
| II. Osman | 1604 | 1622 | I. Ahmet | Haseki Sultan | 1618 | 1622 | ||
| IV. Murat | 1612 | 1640 | I. Ahmet | Kösem Sultan | 1623 | 1640 | ||
| I. İbrahim | 1616 | 1648 | I. Ahmet | Kösem Sultan | 1640 | 1648 | ||
| IV. Mehmet | 1642 | 1693 | I. İbrahim | Turhan Hatice Sultan | 1648 | 1687 | ||
| II. Süleyman | 1642 | 1691 | I. İbrahim | Saliha Dilaşub Sultan | 1687 | 1691 | ||
| II. Ahmet | 1643 | 1695 | I. İbrahim | Hatice Muazzez Sultan | 1691 | 1695 | ||
| II. Mustafa | 1664 | 1703 | IV. Mehmet | Emetullah Rabia Gülnuş Sultan | 1695 | 1703 | ||
| III. Ahmet | 1673 | 1736 | IV. Mehmet | Emetullah Rabia Gülnuş Sultan | 1703 | 1730 | ||
| I. Mahmut | 1696 | 1754 | II. Mustafa | Saliha Sultan | 1730 | 1754 | ||
| III. Osman | 1699 | 1757 | II. Mustafa | Şehsuvar Sultan | 1754 | 1757 | ||
| III. Mustafa | 1717 | 1774 | III. Ahmet | Mihrişah Sultan | 1757 | 1774 | ||
| I. Abdülhamit | 1725 | 1789 | III. Ahmet | Rabia Sermi Sultan | 1774 | 1789 | ||
| III. Selim | 1761 | 1808 | III. Mustafa | Mihrişah Sultan | 1789 | 1807 | ||
| IV. Mustafa | 1779 | 1808 | I. Abdülhamit | Ayşe Seniyeperver Sultan | 1807 | 1808 | ||
| II. Mahmut | 1785 | 1839 | I. Abdülhamit | Nakşidil Sultan | 1808 | 1839 | ||
| Abdülmecit | 1823 | 1861 | II. Mahmut | Bezmialem Sultan | 1839 | 1861 | ||
| Abdülaziz | 1830 | 1876 | II. Mahmut | Pertevniyal Sultan | 1861 | 1876 | ||
| V. Murat | 1840 | 1904 | Abdülmecit | Şevkefza Sultan | 1876 | 1876 | ||
| II. Abdülhamit | 1842 | 1918 | Abdülmecit | Tirimüjgan Sultan | 1876 | 1909 | ||
| V. Mehmet | 1844 | 1918 | Abdülmecit | Gülcemal Kadın Efendi | 1909 | 1918 | ||
| VI. Mehmet | 1861 | 1926 | Abdülmecit | Gulüstü Kadın Efendi | 1918 | 1922 |
Edirne ve güzel yurdum
Ara 8th
Edirne…
EDİRNE.TÜRKİYE’NİN .Tarihi yerlerinden, biri güzel sirin bir yer. Selimiye mükemel çok güzel saray, içi kırk pınar,görülmeye degerdi sokaklar tarih kokuyor, cadeler temiz, ilçeler,köyler, çok güzel kapıküle, sınırda Bulgaristan sınırı,nereye baksam Osmanlı eseri var. Sokaklar dar,küçük biraz genişleme var. Ama Edirne gezileçek yer, insan hayran kalıyor. Her taraf tarihi yer. İnsanları medeni Avrupa gibi olmuş .Geçimi tarımla geçiniyor.
Edirne İlçeleri ;
Merkez | Enez | Havsa | İpsala | Keşan | Lalapaşa | Meriç | Süloğlu | Uzunköprü
Keşan Tarihi
Keşan ilçesi M.Ö. 30. yüzyıldan itibaren Luvi ve Traklarla başlayan bir geçmişe sahiptir. Yöre daha sonraları eski Yunan, Pers, Makedonya ve Bizans yönetimlerinde kalmış, 14. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı hakimiyetine girmiştir.
1877 yılında ilçe olan Keşan, sırasıyla Rus, Bulgar ve Yunan işgallerine uğramış, 11 Ekim 1922 Mudanya Ateşkes Anlaşması sonrası 19 Kasım 1922′de TBMM hükümetine bağlanmıştır.
Dilleri ; Yunanca,Pomakça(Slavca),Bulgarca,Boşnakça,Arnavutça ..
Edirne, Enez
Enez, Edirne’nin bir ilçesidir. Enez ilçesinin 21 km kuzeyinde İpsala, 60 km doğusunda Keşan ilçesi, güneyde ve batıda Ege Denizi ve Yunanistan ile mülki ve milli sınır ile çevrilmiş olup, toplam 30 km deniz, 44 km mülki sınırlara sahiptir. Enez bölgesinin toplam nüfusu 8356 olup, yüzölçümü 473 km²’dir.
Antik çağlarda adı Ainos olan kent Türk-Yunan sınırının hemen kıyısında, Meriç Nehrinin denize döküldüğü Ege’nin Kuzey sahilinde bir yarımada üzerinde yer almaktadır. Kentin kuruluşu ile ilgili çeşitli farklı görüşler ileri sürülmektedir.
Günümüzde Enez adını taşıyan Ainos, Meriç nehrinin denize döküldüğü yerde kurulmuş iki limanlı bir şehir olarak üne kavuşmuştur. Önceleri deniz kenarında olan şehir, Meriç nehrinin alüvyon sürüklemesi sonucunda kıyıdan uzaklaşmış; şu an 4 km içerde kalmıştır. Ainos, ilk iskan edildiği M.Ö. 4000′li yıllardan bu yana çok değişiklik geçirmiş olmasına rağmen yaşamını kesintisiz sürdürmüştür.
Enez ilçesinde genelde Akdeniz iklimi mevcuttur. İlkbahar ve sonbahar ayları yağışlı, kışları sert ve kuru geçer. Kışın az kar yağmakla birlikte nemli bir hava hüküm sürer.
Bölgede devlet karayolu olarak sadece Enez – Keşan karayolu mevcuttur. Havaalanı yoktur.
Ainos’un ilk sakinleri kimlerdi, kesin olarak bilemiyoruz. Ancak Eskiçağ kaynaklarında, Ainos’un yerinde önceleri Trak kabilelerinin yerleşmiş olduklarını, M.Ö.7. Yüzyılda İzmir’in kuzeyinde Aiolia bölgesinde yaşayan Aioller tarafından iskan edildiği, daha sonra ise, Mytileneliler (Midilli Adası) ile Kymeliler tarafından bir kolani olarak kurulmuş olduğu zikredilmektedir.
Gerçekten Enez ve çevresinde yapılan kazı ve araştırmalarda ele geçen maddi kalınltılar bu tarihi bilgileri doğrulamaktadır. M.Ö. VI. Yüzyılın sonlarında Pers Kralı Darius’un 513 tarihinde yaptığı İskit seferinden sonra Trakya ve dolayısıyla Enez Pers İmparatorluğunun hakimiyeti atına girdi. Enez, M.Ö.478/477 tarihindeAttik -Delos Deniz Birliği’ne katıldı. Şehir, Pers Kral Barışı ile M.Ö.386 yılında bağımsızlığına kavuştu. Hellenistik Çağda Ptolemayosların hakimiyetinde kalan Enez, M.Ö.ı90 yılında Romalılar’ın Trakya’yı zaptetmeleriyle tekrar bağımsızlığını elde etti.
Edirne, Havsa
Havsa ilçesi Romalılar tarafından kurulmuştur. Havsa, Roma İmparatorluğu ikiye ayrıldıktan sonra Bizanslılar’ın elinde kalmıştır. 1356 yılında Rumeli‘ye geçen Türkler burayı I. Murat vasıtasıyla Türk topraklarına katmışlar ve ilçeye “Hosa” adını vermişlerdir. Edirne, Osmanlı Devletinin hükümet merkezi olduktan sonra Hosa‘da bulunan Rumlar, Padişah I. Murat’ın ikamet ve din serbestisi ile ilgili fermanlarına aldırmadan burayı terk ederek İstanbul ve Selanik taraflarına göç etmişlerdir. Fetihten sonra Anadolu’dan getirilen göçmenlerle kasabanın Türkleştirilmesi sağlanmış, Sokollu Mehmet Paşa’nın buraya önem vermesiyle de Türklük gelişmiştir. Bugün Hacı İsa, Hacı Gazi ve Helvacı Baba mahalleleri o dönemde getirilen göçmen ailelerin isimlerini taşımaktadır.
Tarihi eserler 1577 yılında Sokollu Mehmet Paşa tarafından oğlu Kazım Paşa adına Mimar Sinan‘a yaptırılan Sokollu Camii, Fukaraya Bektaşilerinden olduğu söylenen Kurt Bey Anıtı, sadece kemeri kalan kervansaray, harap vaziyetteki Sokollu Hamamı ve bugün de kullanılmakta olup bütün tesisleri Mimar Sinan tarafından yapılan çeşmedir. Tarihi eserlerden Hafsa Hatun ve Abdülselam Camii‘nden hiç bir iz kalmamıştır. Padişah II. Beyazıt‘ın hanımlarından Hafize Sultan ilçeye yerleştikten sonra ilçeye bir müddet “Hafse” denilmiş, daha sonra bu iki isim karışımından “Havsa” ismi doğmuştur.
Edirne, İpsala

Edirne Belediyesi
Edirne Belediyesi
İlçenin bulunduğu bölge çok eski bir yerleşim bölgesidir. Bölgeye ilk gelenlerin MÖ 4000 yıllarında Trak kavimleri olduğu bilinmektedir. [Trakların gelişleri, MÖ 2000'den daha öteye gitmemektedir. Hiç olmazsa, tarihler bunu böyle yazmaktadırlar!]
MÖ XII. yüzyıla kadar ki 800 yıl boyunca yeni yeni Trak boyları gelip, bölgeye ve Doğu Trakya’ya yerleşti. Balkan Yarımadası’nın birçok kısmı bu gelen akım ile doldu. Traklar, Balkan Yarımadası’na maden devri medeniyetini getirdiler. Onlardan kalma paralar, Trakların yazı bildiklerini ve kullandıklarını göstermektedir. Buradan çıkarılan şu ki, ilçemizde İlkçağ, Bölgeye gelen Traklar Meriç havzasının orta ve aşağı bölümlerine yerleşmişlerdi.
Pers İmparatoru I. Daryüs (Büyük Dara), MÖ VI. yüzyıl sonlarında ilçemizin bulunduğu bu bölgeyi imparatorluğuna eklemiş, Traklar Pers İmparatorluğu’nun zayıflama döneminde, aralarında birleşip isyan çıkarmışlardır. Trez [Bu kişi Tereus olmasın, sakın!? Ayrıca da, Vize'de hüküm sürmüştü gâlibâ!] Atlı Boy Beyi Başkanlığı’nda bir Trak Devleti kurmuşlardır. Bu kurulan Türk Trak Devletinin Başkenti Kypsala (İpsala) idi.
Başkenti Kypsala (İpsala) olan Trak boyu (Odrisler) bu bölgede yıllarca egemenlik sürmüşlerdir. Edirne ilini de başkenti Kypsala (İpsala) olan Odrisler kurmuşlardır.
I.Murat’ın kumandanlarından Evranos Bey tarafından 1356 yılında alınmış olan İpsala İlçesi’nin Osmanlı tarihinde önemli bir yeri vardır. O tarihte çayır olan bugünkü çeltik ekili sahalarda Osmanlı Ordusu’na at yetiştirilirdi. İyi cins kısrak sürüleri, azgın aygırları yanlarında bu otlar üzerinde yaz kış dolaşırdı. Binilecek çağa gelen taylar bu çayırlarda kementlerle tutulur, Edirne ’ye götürülür donatılır, eğitime tabi tutulurdu. Osmanlı Ordusu’na giren İpsala tayları, Türk Akıncılarını zafer yollarına taşır dururdu. İpsala yüzyıllarca Osmanlı Süvari Ordusu’na at yetiştirilen bir kaynak olmuştur.
İpsala ilçesi önce Sofulu’ya Balkan Savaşı’ndan sonra da İbriktepe’ye bağlı nahiye idi. 1928 yılında kaza olmuştur.
Edirne, Lalapaşa
Osmanlı döneminde, önemli bir yeri olan ilçe zamanın şehzadelerine dinlenme ve avlanma olanağı sağlamıştır. İlçe bugünlerde turizm yönünden de gelişmenin ve keşfedilmenin gayreti içindedir. Son yıllarda yapılan arkeolojik araştırmalar göstermiştir ki ilçenin, çok sayıda yer altı zenginliklerine sahiptir.
Lalapaşa, tarihi kalıntılarının çokluğu, ilçesi ve köyleri ile birlikte 17 bin yıllık bir tarihi sinesinde barındırmaktadır. Tarihi eserlerden dolmenler, yurdumuzda sadece Kars ilinde ve Lalapaşa ilçesinde bulunmaktadır. Menhirler ve kale kalıntıları yanında Mimar Sinan‘ın yaptığı su yolları birer tarihi anıt olarak bugün de varlığını ayakta durarak sürdürmektedir.
Buluntu ve kalıntılardan, ilçede günümüzden 5-6 bin yıl öncesinde insanoğlunun yaşadığı anlaşılmaktadır. Bazı kaynaklar da M.Ö. III. bin yılında Anadolu‘ya geçen ve Avrupa‘dan geldiği sanılan Lüviderden söz eder. Bunların Hint Avrupa ailesinden olduğu belirtilir.
Yazılı kaynaklar bölge tarihini Traklar’la başlatır. M.Ö. VIII, ve VI. Yüzyıla ait yazılı kaynaklardan Traklar’ın ismine raslanmaktadır. Trak kabilelerinin bölgeye kuzey yoluyla geldiği ve Traklar’ın önce mağaralarda, sonra etrafı hendeklerle ve çiderle çevrilmiş köylerde yaşadıklarını belirtiyorlar.
Lalapaşa, Padişah Murat Hüdavendigar’ın Lalası, Lala Şahin Paşa tarafından 1361 yılında fethedildi. Komutan Lala Şahin Paşa’nın isminin bu beldeye verildiği yazılı kaynaklarda belirtiliyor.
Lalapaşa İlçesi Balkan Savaşı‘na kadar merkezi Hacıdanişment olan Çöke Bucağı’na ait bir köydü ve adı Paşaköy olarak anılırdı.
Edirne, Meriç
Bugünkü ilçe toprakları, 1361′de Osmanlıların eline geçti.Balkan Savaşları’na (1912-1913) kadar bugünkü ilçe topraklarının bir kısmı Sofulu’ya (Yunanca; Souflion), diğer bir kısmı da Uzunköprü’ye bağlıydı.Sofulu’nun elden çıkmasından sonra, bölge 1913′te Kavaklı adıyla ilçe yapıldı, 1919′da da Uzunköprü kazasına bağlandı. 1930′lara kadar Kavaklı ve Kavak adlarıyla anılan Meriç 1920′den 1922′ye değin Yunan işgalinde kaldı.
1936′da Büyük Doğanca köyü ilçe merkezi oldu, ilçenin Kavaklı olan adı da Meriç olarak değiştirildi.Meriç Belediyesi 1930′da kurulmuştur.
Edirne, Süloğlu
Süloğlu, Edirne ilinin kuzeydoğusunda yeralan ve Kırklareli iline sınırı olan ilçe.
250 km² yüzölçümündeki Süloğlu’nun nüfusu 12.000 kişi civarındadır. Karasal iklimin görüldüğü ilçenin başlıca geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır.
14. yüzyılın ortalarında Osmanlı topraklarına katılan Süloğlu’na Anadoludan getirilen yörükler yerleşyirildi. 1. Balkan Savaşı sırasında Bulgarların eline geçen şehir, 1. Dünya Savaşı‘ndan sonra Yunanlılar tarafından işgal edildi. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Mudanya Mütarekesi hükümlerine göre 22 Kasım 1922′de Türk topraklarına katıldı. Cumhuriyetin ilk yıllarında Edirne Merkez‘e bağlı bir köy olan Süloğlu, 1934′te nahiye 1967′de belediye oldu. 1991′de ilçe haline geldi.
Edirne, Uzunköprü
Süloğlu, Edirne ilinin kuzeydoğusunda yeralan ve Kırklareli iline sınırı olan ilçe.
250 km² yüzölçümündeki Süloğlu’nun nüfusu 12.000 kişi civarındadır. Karasal iklimin görüldüğü ilçenin başlıca geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır.
14. yüzyılın ortalarında Osmanlı topraklarına katılan Süloğlu’na Anadoludan getirilen yörükler yerleşyirildi. 1. Balkan Savaşı sırasında Bulgarların eline geçen şehir, 1. Dünya Savaşı‘ndan sonra Yunanlılar tarafından işgal edildi. Kurtuluş Savaşı‘ndan sonra Mudanya Mütarekesi hükümlerine göre 22 Kasım 1922′de Türk topraklarına katıldı. Cumhuriyetin ilk yıllarında Edirne Merkez’e bağlı bir köy olan Süloğlu, 1934′te nahiye 1967′de belediye oldu. 1991′de ilçe haline geldi.
Silivri’nin köyleri
Ara 2nd
SİLİVRİ’NİN KÖYLERİ:
KÖYLERDE.Tarım gündöndü hayvancılık gecinen şirin köyler
- Küçükkılıçlı,köyüm Silivri ilçe istanbul avrupa yakasında şirin sahili olan denizi tarımı olan avrupayı bir ilçe
- Küçüksinekli,köy Silivri istanbula yakın yazlık olan bir ilçe
- Kurfallı, köy Silivri ilçe
- Kadıköy, Silivri ilçe istanbul köy
- Gazitepe,köyü Silivri köyü
- Sayalar,köyü Silivrinin köyleri istanbul deniz otel ve yazlık
- Yolçatı, köyüm Silivri ilçeleri
- Danamandıra,köyü Silivri deniz kum sahil villa yalı
- Çeltik,köyüm Silivri istanbul megekent
- Çayırdere,köy Silivri istanbul yazlık villa deniz tekne
- Büyükkılıçlı, köy kaza Silivri ilçe
- Büyüksinekli, köyü kaza Silivri ilçe
- Beyciler, köyler Silivri kaza
- Bekirli, köy Silivri ilçe
istanbul da trafik çilesi
Kas 28th
BAYRAM. Günü ziyarete gitik ARNAVUT KÖY .Gitik HADIM KÖY HABİBLER KÖYÜ BOLUCA KÖYÜ .A KRABALARI GEZDİK .Dolaştık durduk .İSTANBULKÖYDE .Dolaşdık durduk ama trafik al us oldu insanlar bir oraya bir buraya arabanın burnunu olur olmaz sağa sola dolaşıp duruyor valahi insan çileden çıkıyor sonunda ğörmuş insanlar yada cok bilenler bayrammız zehir oluyor SEFAKÖY ATAKÖY YEŞİLKÖY . Akrabaları gezdik güzel oldu gunde güzel hava çok çok güzeldi trafik olmasa istanbul güzel bir şehir insan gezmeyle doymuyur her tarafı köy istanbul da bir köy köylüler dolmuş KADIKÖY BAKALKÖY KARAKÖY BAKIRKÖY MEÇİDİYEKÖY HEP KÖY İSTANBULKÖY DE .bogazköprüler sahiler yalılar köşler tarihi yapılar çamiler insan donup kalıyor baka baka kaldık hele surlar bayramda güzeldi eski bayramlar insan özlüyor gün gitikce eski bayramlar aranıyor ben yine trafik takıldım biraz bir birimize yardımcı olalım bir bayram da böyle gecti nice bayramlara
KÖYÜM SOFULAR KÖYÜ
Kas 25th
KÜCÜK Bir köy sofular etrafı kaysı bahcesi cevrili ortasında bir tohma çayı geciyor dört tarafı bahce bağ dolu sirinmi sirin ustarafı dağlar alabildigine sıra dağlar bizim kızılkaya kaşısında oturak yazın cok ğüzel oluyor yemyeşil eski tarihi bir köy kısaca eski bir köy halkı gurbete çoğu is adamı kendi işini yapıyor kışın kimse kalmıyor istanbulda yaşıyorlar ötegi köy gökburun arıhdamı özbek boyalıköyu kavalar bicir neler yetişir başda kaysı elma armut üzüm ide ceviz dut canerik daha bir cak meyve yetişiyor bir okulu var postane salık ocağı belediye küçük bir kasaba benim köyüm sofular kuluncak bir tarafı kangala bir tarafı gürüne bir tarafı darandeye hekimana bağlı geniş bir yapıya bağlı gercekten görülmeye deger bir köy yemyeşil kavak selvi çam ide mis gibi kokuyor ırmak akıyor içinde ala balık ustarafında büyük bir kaya adıda kızılkaya karakartalar yaşıyor yüzlerce kuş turu böcek turu yaşıyor keklik türü cok güzel
